Ticari yaşamın temel taşı olan rekabet, ancak “dürüst” sınırlar içinde kaldığı sürece ekonomik büyümeye katkı sağlar. Rekabetin dürüstlük kuralına aykırı yöntemlerle bozulması ise haksız rekabet olarak nitelendirilir ve hukuki yaptırımlara tabidir. Türkiye Cumhuriyeti’nde haksız rekabetin yasal çerçevesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleriyle belirlenmiştir.
Bu makalemizde, haksız rekabetin ne anlama geldiğini, hangi eylemlerin bu kapsamda değerlendirildiğini ve en önemlisi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2020/2191 E., 2021/2712 K. sayılı emsal kararı ışığında, alacaklıların maddi ve manevi tazminat taleplerinde Yargıtay’ın yaklaşımını detaylıca inceleyeceğiz.
1. Haksız Rekabetin Hukuki Çerçevesi ve Amacı
Haksız rekabet, TTK’nın 54. maddesinde net bir şekilde tanımlanmıştır. Bu maddenin amacı, yalnızca rakip tacirlerin değil, “bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır”. Kanun, dürüstlük kuralına aykırı her türlü aldatıcı davranış veya ticari uygulamayı haksız ve hukuka aykırı kabul eder.
Haksız rekabet hükümleri, yalnızca rakipler arasındaki değil, tedarik edenler ile müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen eylemleri de kapsar. Bu geniş kapsam, ticari itibarın korunması ve piyasa düzeninin sağlanması açısından hayati önem taşır.
TTK’ya Göre Haksız Rekabet Halleri (Örnekleme)
TTK’nın 55. maddesi, dürüstlük kuralına aykırı davranışları örnekleme yoluyla sayar. Emsal karara konu olan durumla doğrudan ilgili olan hükümler şunlardır:
- Dürüstlük Kuralına Aykırı Diğer Hukuka Aykırı Davranışlar: Aldatıcı reklamlar ve satış yöntemleri dışındaki diğer hukuka aykırı fiiller.
- Sözleşmeyi İhlale veya Sona Erdirmeye Yöneltmek: Bir tacirin, rakipleriyle çalışan tedarikçi veya müşterilerini, sözleşmelerini ihlal etmeye veya sona erdirmeye zorlaması.
2. Emsal Karar Analizi: Tedarikçilere Baskı Haksız Rekabettir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin incelediği dava, sarraflık yapan davacı bir şirket ile Uşak Sarraflar Odası Başkanı olan diğer davalı arasındaki uyuşmazlığa ilişkindir.
Somut Olay ve Yargıtay’ın Tespiti
Davacı şirket, Oda Başkanı olan davalının, Uşak’taki altın tamiratı ve bilezik imalatı yapan esnaflara baskı yaparak, davacı şirket ile çalışmamaları yönünde telkinde bulunduğunu ve hatta aksi takdirde bütün oda mensuplarının kendileriyle çalışmayacağını söylediğini iddia etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, baskı iddialarını yeterli görmeyerek davayı reddetmiştir. Ancak Yargıtay, davacı tanığının beyanını dikkate alarak bu kararları bozmuştur. Yargıtay, davalı Oda Başkanı’nın eyleminin, TTK’nın 55. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ifade edilen “Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek” şeklindeki haksız rekabet halini oluşturduğunu kesin olarak tespit etmiştir.
3. Maddi ve Manevi Tazminatın Tespiti ve Hükmedilmesi
Yargıtay’ın bu kararı, haksız rekabetin sonuçları ve tazminat yükümlülüğü açısından son derece önemlidir. Kararda, haksız rekabet eylemi ispatlandıktan sonra tazminat taleplerine nasıl yaklaşılması gerektiği detaylandırılmıştır:
A. Maddi Zarar ve Tazminatın Takdiri
Davacı şirket, davalının eylemleri neticesinde, daha önce Uşak ilinde yaptırdığı işleri il dışındaki tedarikçilere yaptırmak zorunda kaldığını ve bu nedenle maddi zarara uğradığını belirtmiştir.
Yargıtay, davacının dosyaya sunduğu faturalar ile bu durumu ispatladığını kabul etmiş ve şu kritik ilkeyi ortaya koymuştur:
- Somut Zararın Tespiti: Öncelikle, davacının haksız rekabet eylemi nedeniyle uğradığı somut maddi zarar tespit edilmelidir.
- Zararın Takdiri (TBK m. 50/2): Eğer maddi zarar somut olarak tespit edilemezse, mahkeme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 50/2 maddesi uyarınca, maddi zararın karşılığı olarak maddi tazminatı takdir etmelidir.
Bu durum, haksız rekabet davalarında zararın kesin olarak ispatlanamasa bile hakkaniyet gereği mahkemece takdiren tazminata hükmedilebileceği anlamına gelir.
B. Manevi Zarar ve Ticari İtibarın Zedelenmesi
Haksız rekabet, şirketlerin en değerli varlıklarından biri olan “ticari itibarını” zedeler. Kararda, davalıların eyleminin, davacı şirketin tüzel kişiliğinin ticari itibarına zarar verdiği açıkça değerlendirilmiş.
Yargıtay, bu nedenle davacı lehine manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Tüzel kişilerin de tıpkı gerçek kişiler gibi manevi zarara uğrayabileceği ve itibarının zedelenmesi halinde manevi tazminat talep edebileceği bir kez daha teyit edilmiştir.

4. Tüzel Kişilerin Sorumluluğu: Oda Başkanı ve Oda Tüzel Kişiliği
Emsal kararın bir diğer önemli noktası, haksız rekabet eylemini gerçekleştiren gerçek kişi ile bu kişinin başkanı olduğu tüzel kişi (Esnaf Odası) arasındaki sorumluluk ayrımıdır.
Haksız Rekabette Tüzel Kişi Sorumluluğu İlkesi
Türk Medeni Kanunu’nun 50. maddesinin ikinci fıkrası, “Organlar, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokar” demektedir. Doktrin ve mahkeme kararları bu hükme dayanarak, tüzel kişilerin hem akdi hem de akit dışı (haksız fiil) sorumluluğunu kabul etmektedir.
Daire çoğunluğu, Esnaf Odası Başkanı’nın eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğini kabul ederek, hem başkanı hem de Esnaf Odası tüzel kişiliğini sorumlu tutmaya yönelik ilk derece kararının bozulmasına karar vermiştir.
Karşı Oy Gerekçesi ve Organ Vasfı
Karara karşı oy kullanan üye ise, Esnaf Odası’nın kamu kurumu niteliğinde olduğunu, başkanın eyleminin oda faaliyetlerinin gereği olarak ortaya çıkan bir fiil olmadığını ve oda başkanlarının 5362 sayılı Kanun’a göre tek başına “organ” vasfı bulunmadığını savunmuştur. Karşı oy, Esnaf Odası’nın TMK 50/2 maddesine dayalı olarak sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir.
Bu ayrım, organ vasfının belirlenmesi ve tüzel kişiliğin sorumluluğunun sınırları açısından hukuki tartışmanın ne kadar derin olduğunu göstermektedir.
Sonuç
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2021 tarihli bu kararı, haksız rekabet davalarında yargısal bakış açısını netleştiren önemli bir rehberdir.
- Tedarikçilere sözleşmeyi sonlandırmaya yönelik baskı, açıkça haksız rekabet (TTK m. 55/1b) teşkil eder.
- Maddi zarar somut tespit edilemese dahi, mahkeme TBK 50/2 uyarınca takdir yetkisini kullanarak tazminata hükmetmelidir.
- Ticari itibarın zedelenmesi, şirket tüzel kişiliği lehine manevi tazminat gerektirir.
Bu kararın ışığında, tacirlerin ve meslek odası yöneticilerinin ticari hayattaki her eylemde dürüstlük kuralına titizlikle uymaları gerekmektedir. Hukuka aykırı davranışların telafisi, yalnızca maddi zararın ötesinde, manevi tazminat yükümlülüğünü de beraberinde getirecektir.
Haksız Rekabet Uyuşmazlıklarında Hukuki Araştırmanın Önemi ve Apilex
Haksız rekabet davaları, yalnızca mevzuat bilgisiyle değil; emsal kararların doğru tespiti, benzer uyuşmazlıklardaki Yargıtay yaklaşımının karşılaştırmalı analizi ve somut olayla bağ kurulması sayesinde etkin biçimde yürütülebilmektedir. Özellikle tedarikçi ilişkileri, meslek odalarının müdahaleleri ve ticari itibarın zedelenmesi gibi çok katmanlı uyuşmazlıklarda, içtihat taraması ve karar gerekçelerinin hızlı analiz edilmesi büyük önem taşır.
Bu noktada, Apilex gibi yapay zekâ destekli hukuki araştırma araçları, uygulayıcılara önemli bir avantaj sağlamaktadır. Apilex; Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararlarını bağlam içinde tarayarak, benzer haksız rekabet uyuşmazlıklarını kısa sürede tespit etmeye, kararların hangi gerekçelerle bozulup onandığını analiz etmeye ve maddi–manevi tazminat kriterlerini içtihat temelli olarak değerlendirmeye imkân tanır.
Özellikle TTK m. 55 kapsamında açılan davalarda, “sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltme”, ticari itibarın zedelenmesi ve tüzel kişi sorumluluğu gibi kritik başlıklarda güncel ve emsal nitelikteki kararların sistematik biçimde incelenmesi, hem dava stratejisinin hem de hukuki mütalaaların sağlam bir zemine oturmasını sağlar. Bu yönüyle Apilex, haksız rekabet hukukunda çalışan avukatlar ve hukukçular için etkin bir araştırma ve analiz desteği sunmaktadır.
