1. Giriş
Kambiyo senetleri (poliçe, bono ve çek), modern ticari hayatın “güven” ve “hız” ihtiyacını karşılayan, tedavül kabiliyetine sahip kıymetli evrak türleridir. Bu senetlerin en karakteristik işlevlerinden biri, alacaklıya (hamile) yalnızca maddi hukuk düzleminde değil, takip hukuku bakımından da kuvvetli bir konum sağlamasıdır. Nitekim Türk hukukunda kambiyo senetlerinden doğan alacaklar bakımından, genel haciz yoluna kıyasla daha hızlı ve daha sınırlı itiraz imkânı içeren “kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip” kabul edilmiştir. Bu takip yolu, borçlunun itirazlarını süre ve sebep bakımından sıkı kurallara bağlarken, alacaklının da senedin şekli görünümüne (senet metnine ve imzalara) güvenini hukuk düzeni tarafından güçlendirmektedir.
Bununla birlikte uygulamada en çok tartışma yaratan alanlardan biri, takip dayanağı kambiyo senedinde yer alan imzanın borçlu tarafından inkâr edilmesi (imzaya itiraz) ve bu itirazın aynı senette imzası bulunan diğer kişilere, özellikle “kefil” sıfatıyla imza atanlara veya aval verenlere etkisidir. Asıl borçlunun imzaya itiraz edip takipten (en azından geçici olarak) sıyrılmaya çalıştığı bir tabloda, senedi teminat altına almak üzere imza atan avalist (veya uygulamadaki ibareyle “kefil”) bakımından takibin devam edip etmeyeceği; hem kambiyo hukukunun temel ilkeleri (mücerretlik, imzaların bağımsızlığı, senet metnine güven) hem de icra hukukunun koruma–caydırıcılık dengesi (geçici durdurma, inkâr tazminatı, para cezası) üzerinden değerlendirilmelidir.
2. Kambiyo Senetleri Hukukunun Temelleri: Hukuki Nitelik, Mücerretlik ve İmza Bağımsızlığı
2.1. Kambiyo senetlerinin hukuki niteliği ve takip hukukuna yansıması
Kambiyo senetleri, kıymetli evrakın klasik mantığına uygun şekilde “hak ile senedin sıkı bağlılığı” esasına dayanır. Bu bağlılık, senetten doğan hakkın ileri sürülmesi ve devrinin senet üzerinde tasarrufla kolaylaştırılması (ciro, teslim vb.) sonucunu doğurur. Ticari hayatta bu yapı, senedi elinde bulunduran kişinin (hamilin) senet metnine güvenmesini ve genellikle temel ilişkiye dönüp ayrıntılı tartışmalarla zaman kaybetmeden alacağını tahsil edebilmesini hedefler.
Takip hukuku bakımından bu hedef, kambiyo senetlerine özgü takip yolunun tanınmasıyla karşılık bulur. Hızlı takip, borçlunun itirazlarının sınırlandırılması ve belirli itirazların icra mahkemesinde incelenmesi, kambiyo senedinin ekonomik fonksiyonunun devamlılığı için tamamlayıcı unsurlardır. Bu bağlamda, senedin şeklen geçerli olması ve senette yer alan imzaların hukuken bağlayıcı olması, takibin kaderini belirleyen ana unsurlardandır.
2.2. Mücerretlik ilkesi
Mücerretlik (illetten mücerretlik/soyutluk), kambiyo borcunun temel ilişkiden bağımsız bir görünüm sergilemesini ifade eder. Uygulamada bu ilke, borçlu tarafın “temel ilişkide alacak doğmadı”, “sözleşme feshedildi”, “mal ayıplıydı” gibi def’ilerini her hamile karşı ileri sürememesine neden olur. Kambiyo hukukunun tedavül güvenliği, özellikle senedin iyiniyetli hamile geçtiği varsayımında, temel ilişki tartışmalarının senet üzerindeki açık taahhütleri zayıflatmamasını gerektirir.
Aval açısından mücerretlik çok daha güçlü bir şekilde işleyebilir. Zira aval, senet üzerinde kurulan ve kambiyo senedinin güven fonksiyonunu artırmayı hedefleyen teminat taahhüdüdür. Bu nedenle avalist çoğu durumda, lehine aval verdiği kişinin kişisel def’ilerini alacaklıya karşı ileri süremez; yalnızca senedin şekli geçerliliğine ilişkin savunmalar ile kendi imzasına/ehliyetine ilişkin savunmalar ön plana çıkar.
2.3. İmza bağımsızlığı prensibi (TTK m.677)
Kambiyo hukukunun kurucu ilkelerinden biri “imzaların bağımsızlığı”dır. Bu ilke, senette yer alan bir imzanın sahte olması, yetkisiz temsil içermesi veya imzalayanı başka bir sebeple bağlamaması hâlinde, senetteki diğer imzaların bundan etkilenmemesi sonucunu doğurur. Nitekim Türk Ticaret Kanunu’nda poliçe bakımından bu ilke açıkça ifade edilmiştir:
TTK m.677’ye göre, sahte imzaları veya imzalayanı bağlamayan imzaları içeren bir poliçede diğer imzaların geçerliliği etkilenmez. Bu kural, kambiyo sistematiğinde “tek bir imza sakatlığının bütün senedi otomatik olarak çökertmemesi” gerektiği fikrini taşır.
Bu ilkenin takibe etkisi şudur: Asıl borçlu imzayı inkâr ettiğinde ve mahkeme bu inkârı kabul ettiğinde, asıl borçlu senetle bağlı olmaz; ancak bu durum, senette imzası bulunan avalistin senetle bağlılığını otomatik olarak ortadan kaldırmayabilir. Avalistin sorumluluğu, hem imza bağımsızlığı ilkesinden hem de aval taahhüdünün kendine özgü bağımsız niteliğinden güç alır. Buna karşılık, senette “şekle ilişkin noksan” bulunması hâlinde durum değişebilir; çünkü bu durumda senedin kambiyo vasfı tartışmalı hâle gelir ve avalin de dayanağı sarsılabilir.

3. Asıl Borçlunun İmzaya İtirazı: İİK–TTK Çerçevesi, Türler, İspat ve Sonuçlar
3.1. İmzaya itirazın hukuki niteliği ve İİK m.170 rejimi
Kambiyo takibinde imzaya itiraz, borçlunun “kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığı” iddiasıdır. Bu iddia, klasik “borca itiraz” sebeplerinden farklı olarak, borcun varlığına ilişkin temel unsur olan imzanın aidiyetini hedef alır. Türk icra hukukunda bu itiraz, İİK m.170 ile özel olarak düzenlenmiştir. Borçlu, imzaya itirazını icra mahkemesine dilekçe ile bildirir.
İİK m.170 ayrıca önemli bir takip hukuku dengesini kurar: İmzaya itiraz, kural olarak “satıştan başka takip işlemlerini durdurmaz”. Böylece her imza inkârıyla takibin tamamen kilitlenmesi engellenir. Ancak icra mahkemesi, itirazı ciddi görürse kararına kadar takibi geçici olarak durdurabilir. Bu geçici durdurma mekanizması, sahte imza iddialarında borçlunun korunmasını sağlayan bir “ön tedbir” fonksiyonu taşır.
3.2. İtirazın incelenmesi, ispat yükü ve teknik boyut
İİK m.170, incelemenin İİK m.68/a sistematiği içinde yapılacağını belirtir. Uygulamada icra mahkemesi çoğunlukla bilirkişi incelemesine başvurur; borçlunun daha önce attığı imzalar, imza sirküleri, bankacılık imzaları ve mukayese yazıları değerlendirilir.
Burada ispat yükü ve ikna standardı pratikte önem kazanır: Borçlu imzayı inkâr eder; mahkeme, inkâr edilen imzanın borçluya ait olup olmadığına “kanaat” getirir. Kötü niyetli inkârları caydırmak için kanun, itiraz reddedilirse ve takip geçici olarak durdurulmuşsa, borçlu hakkında inkâr tazminatı ve para cezası uygulanmasını öngörür. Bu yaptırım rejimi, imzaya itirazın “kolay ve risksiz” bir yol olmasını engeller.
3.3. İtirazın kabulü ve reddinin takip bakımından sonuçları
İİK m.170 uyarınca icra mahkemesi, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazı kabul eder ve takip durur. Burada “takip durur” ifadesinin birden çok borçlu bulunan dosyalarda nasıl etki doğurduğu, çalışmanın ilerleyen bölümünde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Ayrıca alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklı tutulmuştur. Bu, kambiyo takibi durdurulsa bile alacaklının temel ilişkiye dönerek alacağını ispatlayabileceği anlamına gelir.
İtiraz reddedilirse, özellikle geçici durdurma kararı verilmişse, borçlunun inkâr tazminatı (en az %20) ve para cezası (%10) ile karşılaşabilmesi, takip hukukunda kötü niyetli itirazları önleyen kritik bir araçtır. Bu yönüyle İİK m.170, “hızlı takip” ile “haksız haciz riskine karşı koruma” arasında denge kurar.
3.4. “Adi itiraz” ve “gecikmiş itiraz” bağlamı
Kambiyo takibinde süreler kısa ve katıdır. İmzaya itirazın süresinde yapılması esastır. Gecikmiş itiraz ise genel icra hukuku sistematiğinde istisnai bir telafi yolu olarak kabul edilir. Kambiyo takibinde gecikmiş itirazın kabul edilmesi hâlinde, özellikle avalist gibi üçüncü kişilerin sorumluluğu bakımından dosyanın sürüncemede kalma riski artar. Bu yüzden, uygulamada gecikmiş itiraz iddialarının sıkı bir kusursuzluk ölçütüyle incelenmesi, menfaat dengesi açısından önem taşır. Ancak somut mevzuat düzenlemeleri ve olayın özellikleri dikkate alınmadan “gecikmiş itiraz mutlaka kabul edilir/edilmez” gibi genellemeler isabetli değildir.
4. Kefil ve Aval Verenin Hukuki Durumu: Kavramsal Ayrım ve Sorumluluğun Niteliği
4.1. TBK kefaleti ile TTK avalinin sistematik farklılığı
Türk Borçlar Kanunu’ndaki kefalet, asıl borca bağlı (fer’î) nitelikte bir kişisel teminattır. Kefil, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından sorumludur (TBK m.581). Kefalette asıl borç ilişkisi ve kefalet ilişkisi iç içedir; asıl borç geçersizse kefalet de kural olarak geçersiz olur. Ayrıca kefil, belirli şartlarda asıl borçluya ait kişisel def’ilerden yararlanabilir.
Aval ise Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetleri için öngörülmüş özel bir teminat türüdür. Aval şerhi senet veya alonj üzerine yazılır; aval “aval içindir” veya eşdeğer ibareyle ifade edilir ve aval veren tarafından imzalanır (TTK m.701). TTK m.701/3 uyarınca, muhatap veya düzenleyen imzaları hariç olmak üzere poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Bu hüküm, uygulamada “kefil” ibaresi ile atılan imzaların dahi çoğu zaman aval olarak nitelendirilmesinin normatif temelini oluşturur.
Avalin en ayırt edici yönü, avalistin lehine aval verdiği kişi gibi sorumlu olmasıdır (TTK m.702/1). Daha da önemlisi, aval ile teminat altına alınan borç, şekle ilişkin noksan dışında bir sebeple batıl olsa bile aval taahhüdü geçerlidir (TTK m.702/2). Bu hüküm, avalin fer’î değil, bağımsız (asli) bir kambiyo taahhüdü olduğunu ortaya koyar.
4.2. Uygulamada “kefil” yazsa da aval sayılması ve içtihat yönelimi
Uygulamada bono/poliçe üzerinde “kefil” ibaresinin yer aldığı, ancak imzanın senet üzerinde bulunması nedeniyle kambiyo hukukuna göre aval olarak kabul edildiği sıklıkla görülür. Bu yaklaşım, kambiyo senetlerindeki özel hükümler nedeniyle TBK kefalet şartlarının doğrudan uygulanmasını sınırlar.
Bu konuda Apilex içtihatlarından bir örnek, “kefil ibaresi konulsa bile aval” değerlendirmesini açık biçimde ortaya koymaktadır:
- T.C. … 12. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında; bononun ön yüzündeki tanzim eden imzası dışındaki imzaların aval niteliğinde olduğu, kefil ibaresi konulsa dahi bunun aval olarak nitelendirileceği belirtilmiştir.
4.3. Avalin “şekle ilişkin noksan” istisnası ve kritik eşik
TTK m.702/2’deki “şekle ilişkin noksan” istisnası, asıl borçlu imzasının inkârı senaryosunda kilit rol oynar. Zira şu iki durum ayrıştırılmalıdır:
- Senet kambiyo vasfını korur; sadece asıl borçlu belirli sebeple bağlı değildir (imza sahte/aidiyetsiz).
- Senet kambiyo vasfını kaybeder; zorunlu şekil unsurlarından biri yoktur (şekli geçersizlik).
Birinci durumda imza bağımsızlığı ilkesi ve avalin bağımsız taahhüt yapısı, avalist hakkında takibin sürmesini destekler. İkinci durumda ise senet artık kambiyo senedi sayılmadığından, avalin de “kambiyo senedine bağlı teminat” karakteri zayıflar ve takip iptal edilebilir.
5. Asıl Borçlunun İmzaya İtirazının Kefil/Aval Borçluya Etkisi: Takibin Akıbeti
Bu bölüm, incelemenin ana problemini oluşturur: Asıl borçlunun imzaya itiraz ettiği bir dosyada, alacaklının avaliste (veya “kefil” diye imza atan kişiye) yönelttiği kambiyo takibi devam eder mi?
Cevap, tek cümleyle “evet” veya “hayır” şeklinde verilemez. Çünkü hukukî sonuç, (i) icra mahkemesi kararının kapsamına, (ii) senedin kambiyo vasfına, (iii) avalin geçerliliğine ve (iv) imza bağımsızlığı–şekil istisnası dengesine bağlıdır.
5.1. Usul boyutu: İİK m.170 kararının “kime karşı” hüküm doğurduğu
İİK m.170 kapsamında imzaya itiraz, itiraz eden borçlu ile icra mahkemesi arasındaki bir yargısal inceleme sürecine dönüşür. İcra mahkemesi, “inkâr edilen imzanın borçluya ait olup olmadığı” hakkında kanaat oluşturur ve karar verir. Karar hükmü çoğunlukla “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine” ilişkindir.
Bir takip dosyasında birden fazla borçlu olduğunda (örneğin düzenleyen + avalist), mahkemenin “takip durur” ifadesinin kapsamı çoğu zaman itiraz eden borçlu bakımından uygulanır. Dolayısıyla asıl borçlunun imzaya itirazının kabul edilmesi, avalist hakkında takibin kendiliğinden durduğu anlamına gelmeyebilir. Bu noktada icra mahkemesi kararının hüküm fıkrasında “takibin tüm borçlular bakımından mı” yoksa “itiraz eden borçlu bakımından mı” durdurulduğu özellikle önemlidir.
5.2. Maddi hukuk boyutu: İmza bağımsızlığı ilkesi ve avalin bağımsız taahhüdü nedeniyle genel kural
TTK m.677’de ifadesini bulan imza bağımsızlığı ilkesi, sahte/bağlamayan bir imza varlığında dahi diğer imzaların geçerliliğinin etkilenmeyeceğini öngörür. Bu ilke, kambiyo senedinin “parçalı sorumluluk” rejimini ve senet metnine güveni destekler.
Aval açısından ek bir bağımsızlık katmanı mevcuttur: Avalist, lehine aval verdiği kişi gibi sorumlu olur (TTK m.702/1). Ayrıca teminat altına alınan borç, şekle ilişkin noksan dışında batıl olsa bile aval taahhüdü geçerlidir (TTK m.702/2). Bu iki hükmün birlikte değerlendirilmesi, asıl borçlunun imzaya itirazının kabul edildiği durumlarda dahi avalistin sırf bu nedenle senetten kurtulamayacağı sonucunu çoğu kez doğurur.
Dolayısıyla genel kural olarak; senet şeklen kambiyo vasfını koruyorsa ve avalist imzası geçerliyse, asıl borçlu imzayı inkâr edip takipten çıksa bile alacaklının avaliste karşı kambiyo takibini sürdürmesi mümkündür. Bu yaklaşım, kambiyo senetlerinin teminat fonksiyonunu korur ve alacaklı/hamil menfaatini güçlendirir.

5.3. İstisna: “Şekle ilişkin noksan” varsa aval de etkilenebilir (TTK m.702/2 istisnası)
TTK m.702/2’nin “şekle ilişkin noksan” istisnası, avalin bağımsızlığını mutlak olmaktan çıkarır. Buradaki kritik mesele, asıl borçlu imzasının yokluğu/sahte oluşunun “şekle ilişkin noksan” sayılıp sayılmayacağı ve bunun senedin kambiyo senedi vasfını düşürüp düşürmediğidir.
Apilex içtihatları içinde yer alan bir değerlendirme, borçlunun imzasının bulunmaması hâlinde şekli noksan vurgusu yaparak avalin de hüküm ifade etmeyeceği sonucuna yaklaşmaktadır:
- T.C. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında; borçlunun imzasının bulunmayışının şekle ilişkin noksan olduğu, bu halde sahih bir senetten söz edilemeyeceği değerlendirilmiştir.
Bu tür olaylarda, asıl borçlunun imzaya itirazı avalist bakımından da dolaylı fakat güçlü bir etki yaratır: Senet kambiyo vasfını kaybederse, takip İİK m.170/a veya ilgili şikâyet mekanizmaları çerçevesinde iptal edilebilir; iptal kararı ise çoğu zaman dosyanın bütününü etkiler.
5.4. İİK m.170/a şikâyeti: Senedin kambiyo vasfı yoksa takibin iptali ve avaliste yansıması
İİK m.170/a, borçlunun alacaklının kambiyo takibi hakkı bulunmadığını şikâyet yoluyla ileri sürebileceğini; ayrıca icra mahkemesinin senedin kambiyo senedi niteliğini re’sen nazara alabileceğini düzenler. Mahkeme, senedin kambiyo vasfı yoksa takibi iptal edebilir. Bu iptal, klasik “asıl borçlu yönünden durma”dan farklı olarak, dosyanın dayanağını ortadan kaldırır.
Bu nedenle asıl borçlunun imzaya itirazı sırasında ortaya çıkan imza/şekil sorunları, mahkemeyi İİK m.170/a yönünden de inceleme yapmaya sevk edebilir. Böyle bir senaryoda avalist bakımından da takip iptalinin sonuç doğurması kuvvetle muhtemeldir; zira artık ortada kambiyo senedine özgü takip yapılabilecek bir belge kalmamıştır.
5.5. Avalistin ileri sürebileceği def’iler ve asıl borçluya ait kişisel def’ilerden yararlanma meselesi
Avalist, TBK kefilinden farklı olarak, lehine aval verdiği kişinin kişisel def’ilerini genellikle alacaklıya karşı ileri süremez. Bu, avalin bağımsız taahhüt niteliğinin doğrudan sonucudur. Bu yüzden asıl borçlunun “ben imzalamadım” itirazı, avalistin otomatik olarak ileri sürebileceği bir “kurtarıcı def’i” değildir.
Bununla birlikte avalist, senedin kambiyo vasfına ve şekline ilişkin savunmaları (şekle ilişkin noksan), kendi imzasının aidiyetini veya temsil yetkisini ve takip hukukuna ilişkin itirazları ileri sürebilir. Uygulamada avalist açısından en güçlü savunma hattı; TTK m.702/2 istisnası ile İİK m.170/a’nın birlikte işletilmesidir. Eğer sorun “kişisel bağlanmama” değil de “senedin kambiyo senedi olmaması” noktasına taşınabiliyorsa, avalist bakımından takipten çıkma ihtimali artar.
6. İçtihat Analizi: Apilex Kararları Ekseninde Aval–Kefalet Ayrımı ve İmza İtirazının Etkisi
6.1. HGK yaklaşımı: Avalin mahiyetinin belirlenmesi (HGK 2017/268 E., 2020/729 K.)
Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/268 E., 2020/729 K. sayılı kararında avalin mahiyetinin açıklanmasının uyuşmazlığın çözümü açısından gerekli olduğu belirtilmekte ve avalin, poliçede yazılı borcun teminat altına alınmasını sağlayan bir tür kambiyo teminatı olduğu vurgulanmaktadır. Bu yaklaşım, avalin kambiyo takiplerindeki rolünü ve neden TBK kefaletinden farklı değerlendirilmesi gerektiğini anlamak açısından önemlidir.
6.2. HGK yaklaşımı: Avalin TBK kefalet korumalarına tabi kılınmaması (HGK 2017/1135 E., 2017/1012 K.)
HGK 2017/1135 E., 2017/1012 K. sayılı kararında; gerçek kişilerce verilen avallerin TBK’nın kefil lehine hükümlerine tabi tutulamayacağı, kefil lehine olan hükümlerden “aval vererek kaçınıldığı” iddiasının ileri sürülemeyeceği belirtilmektedir. Bu içtihat, avalin kambiyo rejimi içinde bağımsız bir taahhüt olduğuna ve TBK kefalet korumalarının aval alanına taşınmaması gerektiğine işaret eder.
Bu çerçeve, asıl borçlu imzaya itiraz ettiğinde avalistin otomatik biçimde “asıl borç düştü, ben de düştüm” sonucuna ulaşamamasının içtihat düzeyindeki dayanaklarından biridir.
6.3. İlk derece ticaret mahkemesi yaklaşımı: “Kefil ibaresi olsa bile aval” değerlendirmesi
Apilex veri setinde yer alan T.C. … 12. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında; bononun ön yüzündeki tanzim eden imzası dışındaki imzaların aval niteliğinde olduğu ve “kefil ibaresi konulsa bile aval olarak nitelendirileceği” ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, uygulamada borçluların “ben kefildim” savunmasıyla TBK rejimine sığınma eğilimini sınırlayan bir çizgiye karşılık gelir.
6.4. İlk derece ticaret mahkemesi yaklaşımı: “İmzanın bulunmayışı şekli noksandır; aval de dayanaksız kalabilir”
T.C. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, borçlunun imzasının bulunmaması durumunun şekle ilişkin noksan oluşturduğu, sahih bir senetten söz edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu değerlendirme, asıl borçlu imzasının senedi var eden unsur olarak görülmesi hâlinde, avalin de senetle birlikte çökebileceği yönündeki istisnai hattı güçlendirir.
Bu içtihat çizgisi, imzaya itirazın avaliste etkisini tartışırken “kişisel bağlanmama” ile “şekli yokluk” ayrımının pratik önemini ortaya koyar.
6.5. Daire yaklaşımı örneği: TTK m.702/2 vurgusu (12. HD 2015/21398 E., 2015/31753 K.)
Apilex içinde yer alan 12. Hukuk Dairesi karar özetinde, avalin teminat altına aldığı borç şekle ait noksandan başka bir sebeple batıl olsa bile aval taahhüdünün geçerli olduğu vurgulanmaktadır. Bu vurgu, avalin bağımsız sorumluluk rejimini destekler ve asıl borçlu imzaya itiraz edip takipten çıksa bile avaliste yönelmenin neden mümkün olduğunu açıklamaya yardımcı olur.
7. Doktrindeki Görüşler ve Tartışma Ekseni
Doktrindeki tartışma, çoğunlukla iki ana eksende toplanır:
7.1. Avalin bağımsızlığı ve imza bağımsızlığı nedeniyle takibin avaliste karşı devam edeceği görüşü
Bu görüşe göre, kambiyo senetlerinde imzaların bağımsızlığı ilkesi (TTK m.677) gereği, asıl borçlu imzasının sahte/bağlamayan nitelikte olması, avalistin imzasını etkilemez. Avalist, kendi imzasıyla kambiyo borcu altına girmiştir ve alacaklı senede/avale güvenmiştir. Avalin ekonomik fonksiyonu, tam da “asıl borçlu riskinin” üçüncü kişi teminatıyla güçlendirilmesidir. Bu nedenle asıl borçlunun imzadan çıkması, avalin kendiliğinden düşmesine yol açmamalıdır.
Bu yaklaşım, “hamilin korunması” ve “ticari güvenlik” temalı bir hukuk politikası zemine dayanır. Senet piyasasında avalin zayıflaması, kredi ilişkilerinde güven maliyetini artırabilir.
7.2. Şekli geçerlilik olmadan avalin var olamayacağı; imzanın yokluğunun şekli noksan oluşturabileceği görüşü
Diğer yaklaşım ise avalin bağımsızlığını kabul etmekle birlikte, bu bağımsızlığın senedin şekli geçerliliğiyle sınırlı olduğunu savunur. TTK m.702/2’de “şekle ilişkin noksan” istisnası açıkça yer almaktadır. Eğer asıl borçlu imzası yokluğu/sahteliği senedin zorunlu unsurlarını zedeleyerek senedi kambiyo senedi olmaktan çıkarıyorsa, aval taahhüdünün de “kambiyo senedine bağlı teminat” niteliği nedeniyle hüküm ifade etmemesi gerekir.
Bu görüş, kambiyo senedini “var eden” şekli unsurların korunmasını ve avalin ancak bu çerçevede anlamlı olabileceğini öne çıkarır.
7.3. Uzlaştırıcı yaklaşım: Kişisel bağlanmama–şekli yokluk ayrımı
Uygulamada en isabetli çözüm, imza inkârını iki ayrı kategoriye ayıran uzlaştırıcı yaklaşımdır:
- Asıl borçlu imzası ona ait değildir → bu durum çoğu kez “kişisel bağlanmama” sonucu doğurur; senet diğer imzalar bakımından geçerliliğini koruyabilir; avalist sorumlu kalabilir.
- Senet, zorunlu unsurları taşımadığı için kambiyo vasfını kaybeder → bu “şekle ilişkin noksan”dır; aval de hüküm ifade etmeyebilir; takip iptale gidebilir.
Bu ayrım, hem TTK m.677’yi hem TTK m.702/2’yi sistematik biçimde uzlaştırır ve icra uygulamasında kararların farklılaşmasını daha anlaşılır kılar.

8. Pratik Uygulama: İcra Takibinde Strateji ve Çözüm Önerileri
8.1. Alacaklı bakımından
Alacaklı açısından temel risk, asıl borçlunun imzaya itirazıyla dosyanın “tamamen durduğunu” varsaymak ve avalist yönünden yapılabilecek icra işlemlerini ihmal etmektir. Bu nedenle:
1) İcra mahkemesinin geçici durdurma veya kabul kararının kapsamı dikkatle okunmalı; karar yalnızca itiraz eden borçlu yönünden mi yoksa tüm borçlular yönünden mi tesis edilmiştir sorusu netleştirilmelidir.
2) Senet şeklen sağlam ise avalist yönünden takip işlemleri (haciz, malvarlığı araştırması vb.) sürdürülmelidir.
3) Senedin kambiyo vasfı tartışmalı hâle geliyorsa, genel hükümlere göre alacak davası/temel ilişki davası alternatifinin erken kurulması önemlidir. İİK m.170 kabul kararında alacaklının genel hükümlere göre dava hakkı saklıdır.
8.2. Asıl borçlu bakımından
Asıl borçlu açısından imzaya itiraz, güçlü bir koruma aracı olmakla birlikte yüksek yaptırım riski içerir. Bu nedenle:
- İtiraz dilekçesi somut dayanaklarla desteklenmeli (imza örnekleri, kurumsal imza sirküleri, karşılaştırmalı belgeler).
- Kötü niyetli veya zayıf inkârlar, İİK m.170 yaptırımları (inkâr tazminatı ve para cezası) nedeniyle borçluyu daha ağır bir sonuca sürükleyebilir.
- İtiraz süresi, tebligat tarihi ve icra mahkemesine başvuru usulü titizlikle takip edilmelidir.
8.3. Avalist (kefil/aval veren) bakımından
Avalist bakımından en yaygın hata, asıl borçlunun imzaya itirazı kabul edilince “ben de kurtuldum” varsayımıyla dosyayı pasif bırakmaktır. Oysa:
- Avalist hakkında takip çoğu kez devam edebilir; bu yüzden avalist ayrıca kendi savunma hattını kurmalıdır.
- Avalist, senedin şekli geçerliliği (kambiyo vasfı) bakımından şikâyet/itirazlarını değerlendirmelidir (TTK m.702/2 istisnası ve İİK m.170/a).
- Avalist kendi imzasına ilişkin aidiyet/temsil yetkisi sorunlarını ileri sürebilir.
- Takip hukukuna ilişkin def’iler (yetki, zamanaşımı, ödeme) olayın özelliğine göre değerlendirilmeli; sadece “asıl borçlu imzayı inkâr etti” çizgisinde kalınmamalıdır.
9. Hukuki Güvenlik ve Menfaat Dengesi
Kambiyo senetleri hukukunda temel politika hedefi, piyasada senet metnine güveni sürdürmektir. Bu güven, alacaklı ve hamil lehine güçlü bir koruma doğurur. Ancak sahte imza iddiaları gibi durumlarda borçlunun malvarlığına hızlı müdahale riski, hukuki güvenlik ilkesinin “kişiyi koruma” boyutunu gündeme getirir.
İİK m.170, bu iki yönlü güvenliği dengelemeye çalışır: Borçlu için ciddi görülen itirazlarda geçici durdurma imkânı tanır; ancak kötü niyetli inkârı inkâr tazminatı ve para cezasıyla caydırır. TTK m.677 ve m.702 ise senet metnine ve avale güveni koruyarak piyasadaki teminat mekanizmasını sağlamlaştırır.
