1. Giriş: Aile Hukukunda “Süresiz” Borç ve Değişen Şartlar Dengesi
Modern aile hukuku sistemleri, evlilik birliğinin sona ermesiyle ortaya çıkan sosyal ve ekonomik travmaları minimize etmek amacıyla çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Bu mekanizmaların en tartışmalı ve sosyolojik etkileri en derin olanı şüphesiz “yoksulluk nafakası” kurumudur. Türk hukukunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 175. maddesi ile düzenlenen yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak isteyebileceği bir mali katkı biçimidir. Kanun koyucunun “süresiz” ifadesini tercih etmesi, öğretide ve uygulamada nafakanın “ömür boyu” süreceği şeklinde yorumlanmış, ancak bu süreklilik mutlak ve değişmez bir statü olarak kurgulanmamıştır.
Aksine, TMK madde 176, hayatın olağan akışı içinde değişen ekonomik ve sosyal şartlara uyum sağlanabilmesi (uyarlama), nafakanın tamamen kaldırılması veya azaltılması için detaylı yasal prosedürler öngörmüştür.
Bu rapor, yoksulluk nafakasının hükümden düşürülmesi, miktarının revize edilmesi veya değişen ekonomik koşullara (enflasyon, devalüasyon vb.) uyarlanması süreçlerini akademik bir derinlikle ele almaktadır. Raporda, “kusur” unsurunun boşanma davasındaki statik halinden (kurucu unsur) sıyrılarak nafaka sonrası süreçte nasıl dinamik bir “haysiyetsiz hayat” veya “fiilen evlilik” olgusuna (kaldırıcı unsur) dönüştüğü analiz edilecektir.
Ayrıca, özellikle 2024 ve 2025 yıllarında derinleşen ekonomik kriz ortamında, asgari ücretin yoksulluğu ortadan kaldırıp kaldırmadığına dair Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun güncel içtihatları , döviz cinsinden nafakalarda uyarlama kriterleri ve ispat hukukunda Sosyal Ekonomik Durum (SED) raporlarının yetersizliği karşısında alternatif delil toplama yöntemleri incelenecektir.
Amaç, hukuk uygulayıcılarına (hakim, avukat, bilirkişi), akademisyenlere ve konunun taraflarına, TMK 176 kapsamında açılacak davalarda stratejik, teorik ve pratik bir yol haritası sunmaktır. Rapor, sadece mevcut yasal düzenlemeleri tekrar etmekle kalmayıp, Yargıtay’ın en güncel kararları ışığında gelecekteki hukuki eğilimleri de öngörmeyi hedeflemektedir.
2. Yoksulluk Nafakasının Hukuki Niteliği ve Değişebilirliği
2.1. Sosyal Dayanışma ve “Post-Marital” Sorumluluk
Yoksulluk nafakası, hukuki niteliği itibariyle bir tazminat veya ceza değil, evlilik birliğinin getirdiği “dayanışma” yükümlülüğünün boşanma sonrasına sarkan bir uzantısıdır. Evlilik birliği, eşlere birbirine bakma ve gözetme yükümlülüğü yükler. Boşanma ile bu birlik sona erse de, kanun koyucu, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşin (bu genellikle kadındır, ancak kanunen cinsiyet ayrımı yoktur) korunmasını, sosyal devlet ilkesinin ve ahlaki sorumluluğun bir gereği olarak görmüştür.
TMK 175. maddesindeki “süresiz” ibaresi, yoksulluk nafakasını alacağının doğumu için bir zaman sınırı olmadığını (boşanma davası kesinleştikten sonra 1 yıl içinde istenmek kaydıyla) ve hükmedilen nafakanın başlangıçta bir bitiş tarihine bağlanmadığını ifade eder.
Ancak bu, nafaka borçlusunun ömür boyu “mahkumiyeti” anlamına gelmez. Nafaka, “şartlı” bir alacaktır; şartlar, yoksulluğun devamı ve nafaka borçlusunun ödeme gücüdür. Bu şartlar değiştiğinde, nafaka da değişmek zorundadır.
2.2. İrat ve Sermaye Ayrımı: Değişiklik Davalarının Sınırı
TMK 176/1 maddesi, maddi tazminatın ve yoksulluk nafakasının toptan (sermaye) veya irat (düzenli aylık ödeme) biçiminde ödenebileceğini düzenler. Bu ayrım, nafakanın gelecekteki kaderi açısından hayati öneme sahiptir.
· İrat (Aylık Ödeme): Eğer nafaka irat şeklinde bağlanmışsa, TMK 176/4 uyarınca, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi halinde artırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir. İrat, zamana yayılan bir ifa olduğu için, zamanın getirdiği değişikliklere açıktır.
· Sermaye (Toptan Ödeme): Toptan ödenmesine karar verilen nafaka, ifa ile birlikte borcu sona erdirir. Dolayısıyla, sonradan yoksulluğun artması veya azalması durumunda toptan ödenen nafakanın iadesi veya artırılması istenemez (bazı istisnai haller dışında).
Bu raporun odak noktası, doğası gereği değişikliğe açık olan irat şeklindeki yoksulluk nafakasıdır.

2.3. Değişiklik Davalarının Hukuki Dayanağı (TMK 176)
TMK madde 176, yoksulluk nafakası hukukunun en dinamik maddesidir. Kanun koyucu bu maddede hakime geniş bir takdir yetkisi tanımış, ancak bu yetkiyi “hakkaniyet”, “mali güç” ve “değişen şartlar” parametreleri ile sınırlandırmıştır. Yargıtay kararları ışığında, nafaka değişiklik davaları üç ana kategoride toplanabilir:
Tablo 1: Nafaka Değişiklik Davalarında Temel Kategorizasyon
| Dava Türü | Hukuki Dayanak | Temel Şart (Maddi Vakıa) | İspat Yükü | Hukuki Sonuç |
| Kaldırma Davası | TMK 176/3 | Yoksulluğun tamamen ortadan kalkması, yeniden evlenme, haysiyetsiz hayat, fiilen evli gibi yaşama. | Davacı (Nafaka Yükümlüsü) | Nafaka yükümlülüğü tamamen sona erer. |
| Azaltma (Tenkis) Davası | TMK 176/4 | Borçlunun ödeme gücünün ciddi oranda azalması veya alacaklının gelirinin artması (ancak yoksulluktan kurtulmaması). | Davacı (Nafaka Yükümlüsü) | Nafaka miktarı düşürülür. |
| Uyarlama (Artırım) Davası | TMK 176/4, TBK 138 | Enflasyon, paranın alım gücünün düşmesi, öngörülemez ekonomik krizler. | Her İki Taraf (Genellikle Alacaklı) | Nafaka miktarı günün koşullarına göre revize edilir. |
Bu tablo, davanın türüne göre stratejinin nasıl belirlenmesi gerektiğini göstermektedir. Örneğin, asgari ücretle işe giren bir nafaka alacaklısına karşı “kaldırma davası” açmak riskliyken, “azaltma davası” açmak daha hukuki bir zemine oturmaktadır.
3. Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması Sebepleri: Kusur ve Davranış Analizi
Yoksulluk nafakasının kaldırılması, nafaka yükümlülüğünün tamamen sona erdirilmesi demektir. Bu durum ya kanun gereği kendiliğinden (infisak) ya da mahkeme kararıyla gerçekleşir. Bu bölümde, özellikle “kusur” ve “davranış” odaklı kaldırma sebepleri derinlemesine incelenecektir.
3.1. İnfisak Halleri: Mahkeme Kararına Gerek Olmayan Durumlar
TMK 176/3. maddesinin ilk cümlesi, nafakanın kendiliğinden kalktığı halleri düzenler.
- Yeniden Evlenme: Nafaka alacaklısı resmi olarak yeniden evlendiğinde, yoksulluk nafakası evlilik tarihinde kendiliğinden sona erer. Burada mahkemeden bir karar almaya gerek yoktur; icra dairesine sunulacak nüfus kayıt örneği ile nafaka takibi durdurulur.
2. Ölüm: Taraflardan birinin ölümü, nafaka borcunu sona erdirir. Yoksulluk nafakası, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır ve mirasçılara intikal etmez (ancak ölüm tarihine kadar birikmiş ve ödenmemiş nafaka alacakları terekeye dahil olur ve mirasçılar tarafından talep edilebilir).
3.2. Fiilen Evliymiş Gibi Yaşama (De Facto Evlilik)
TMK 176/3 maddesi, “nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması” halini, nafakanın kaldırılması için mahkeme kararı gerektiren bir sebep olarak düzenlemiştir. Bu düzenleme, hukukumuzda dürüstlük kuralının (TMK m.2) bir yansımasıdır.
3.2.1. Hukuki Gerekçe ve Amaç
Kanun koyucu, nafaka alacaklısının resmi nikah yapmaktan kaçınarak nafaka hakkını kaybetmemeye çalışmasını, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirmiştir.
Resmi evlilik, eşlere birbirine bakma yükümlülüğü (TMK 185) getirir ve bu durumda eski eşin nafaka yükümlülüğü sona erer. Kişi, fiilen evlilik birliği içinde yaşayıp bu birliğin ekonomik ve sosyal nimetlerinden faydalanırken, eski eşinden nafaka almaya devam ederse, bu durum “çifte yararlanma” ve haksız kazanç oluşturur.
3.2.2. Yargıtay Kriterleri ve İspat Zorlukları
Yargıtay uygulamasında “fiilen evliymiş gibi yaşama” olgusunun tespiti için katı kriterler aranmaktadır. Basit bir flört, kısa süreli birliktelikler veya sadece cinsel partnerlik bu kapsamda değerlendirilmez.
· Süreklilik: İlişkinin geçici değil, sürekli olması gerekir.
· Aynı Konutu Paylaşma: Tarafların hayatlarını birleştirmiş olması, aynı çatı altında düzenli olarak yaşaması şarttır.
· Ekonomik ve Sosyal Birlik: Tarafların çevrelerinde “karı-koca” gibi algılanması, düğünlere, cenazelere birlikte katılması, ekonomik güçlerini birleştirmesi (ortak harcama yapması) aranır.
· Yargıtay İçtihadı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 27.06.2018 tarihli kararında, davacı kadının bir başkasıyla gayri resmi şekilde birlikte olduğunun ve halen o kişiyle yaşadığının toplanan delillerden anlaşılması halinde, TMK 176/3 uyarınca nafakanın kaldırılması gerektiği belirtilmiştir.
Delil Matriksi: Bu davalarda ispat yükü, nafakanın kaldırılmasını isteyen davacıdadır (eski eş). Kullanılabilecek deliller şunlardır:
1. Tanık Beyanları: Komşular, kapıcı, apartman yöneticisi beyanları (tarafların aynı evde yaşadığına dair).
2. Kolluk Araştırması: Mahkeme kanalıyla yaptırılan, tarafların fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığına dair polis/jandarma tutanakları.
3. Resmi Kayıtlar: Aynı adreste ikametgah kaydı, otel kayıtları (sürekli aynı odada kalma), fatura abonelikleri.
4. Sosyal Medya: “Eşim”, “Canım kocam/karım” gibi hitapların olduğu paylaşımlar, aile yemekleri, tatil fotoğrafları.
3.3. Haysiyetsiz Hayat Sürme: Ahlaki Kusurun Nafakaya Etkisi
TMK 176/3 maddesi, “haysiyetsiz hayat sürme”yi de bir kaldırma sebebi olarak saymıştır. Bu kavram, boşanma davasındaki “haysiyetsiz hayat sürme” (TMK 163) ile paraleldir ancak nafaka aşamasında farklı sonuçlar doğurur.
3.3.1. Kavramın İçeriği
Haysiyetsiz hayat, toplumun genel ahlak ve değer yargılarına aykırı, onur ve saygınlığı zedeleyecek şekilde bir yaşam tarzı sürdürmeyi ifade eder. Yargıtay kararlarına göre şu eylemler bu kapsama girer:
· Randevu evi işletmek veya fuhuş yapmak.
· Sürekli alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı içinde olmak ve bununla tanınmak.
· Kumarbazlığı meslek veya yaşam tarzı haline getirmek.
· Birden fazla kişiyle, çarpık ve toplumca kabul edilemez cinsel ilişkiler yaşamak.

3.3.2. Süreklilik ve Yaşam Tarzı Şartı
Tekil bir hata veya suç, haysiyetsiz hayat sürme olarak kabul edilmez. Örneğin, nafaka alacaklısının bir kez kumar oynaması veya bir kez suç işlemesi nafakanın kaldırılması için yeterli değildir. Eylemin bir yaşam tarzı haline gelmiş olması ve süreklilik arz etmesi gerekir. Yargıtay, bu konuda oldukça titiz davranmakta ve nafaka alacaklısının özel hayatının gizliliğini ihlal etmeden, toplum nezdindeki itibarın zedelenip zedelenmediğine bakmaktadır.
3.3.3. Boşanma Kusuru ile İlişkisi
Önemli bir ayrıntı şudur: Boşanma davasında “haysiyetsiz hayat” sebebiyle boşanan (tam kusurlu) eşe zaten nafaka bağlanmaz. TMK 176/3’teki düzenleme, nafaka bağlandıktan sonra ortaya çıkan haysiyetsiz yaşam tarzını cezalandırmayı amaçlar. Eğer kişi, boşanmadan sonra haysiyetsiz bir hayat sürmeye başlarsa, yoksul olsa bile nafaka hakkını kaybeder. Bu, kanun koyucunun “ahlaka aykırı davranana hukuk yardım etmez” ilkesinin bir sonucudur.
4. Ekonomik Durum Analizi: Yoksulluk Sınırı, Asgari Ücret ve Enflasyon
Yoksulluk nafakasının kaldırılması veya azaltılması davalarının en karmaşık ve teknik boyutu ekonomik analizdir. Türkiye gibi yüksek enflasyonist ekonomilerde, paranın alım gücündeki hızlı değişimler, “yoksulluk” kavramının sürekli yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır.
4.1. Yoksulluk Kavramının Hukuki ve Ekonomik Tanımı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yoksulluğu; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde gelire sahip olmama” olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, sadece “aç kalmama” durumunu değil, insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam standardını ifade eder.
4.2. Asgari Ücret Paradoksu: Kaldırma mı, Azaltma mı?
Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, nafaka alacaklısının asgari ücretle bir işe girmesi durumunda nafakanın akıbetinin ne olacağıdır.
4.2.1. Eski ve Yeni İçtihatlar Arasındaki Fark
Geçmiş yıllarda bazı Yargıtay daireleri, asgari ücretle sürekli bir işe girmenin yoksulluğu ortadan kaldırdığı gerekçesiyle nafakanın tamamen kaldırılmasına hükmedebiliyordu. Ancak, ekonomik krizin derinleşmesi ve asgari ücretin açlık sınırıyla başa baş hale gelmesi bu içtihadı değiştirmiştir.
4.2.2. Güncel Yargıtay Yaklaşımı (2024-2025 Perspektifi)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesi’nin güncel kararlarına göre, asgari ücretli bir işe girmek yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılması için yeterli sebep değildir.
Ekonomik Gerçeklik: 2024 yılı verilerine göre asgari ücret (yaklaşık 17.002 TL), dört kişilik bir ailenin açlık sınırının (19.271 TL) altında kalabilmektedir. Tek başına yaşayan bir birey için bile kira, ulaşım ve gıda maliyetleri asgari ücreti eritmektedir. Bu nedenle Yargıtay, asgari ücretlinin hala “yoksul” kabul edilebileceğine hükmetmektedir.
Hukuki Sonuç: Nafaka alacaklısının işe girmesi, nafakanın kaldırılmasını değil, ancak miktarının azaltılmasını (tenkisini) gerektirebilir. Mahkeme, hakkaniyet ilkesi gereği, kadının elde ettiği geliri dikkate alarak nafaka yükümlüsünün yükünü hafifletebilir, ancak tamamen ortadan kaldırmaz.
İstisna: Eğer nafaka alacaklısı, asgari ücretin çok üzerinde, yoksulluk sınırını aşan bir gelir elde etmeye başlarsa (örneğin müdür pozisyonuna gelirse), o zaman nafakanın tamamen kaldırılmasına karar verilebilir.
4.3. Döviz Cinsinden Nafakalar ve “İşlem Temelinin Çökmesi”
Döviz kurlarındaki aşırı dalgalanmalar, döviz cinsinden kararlaştırılan nafakaları borçlu için ifa edilemez hale getirebilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı (12.02.2025): Çok yakın tarihli bu kararda, Yargıtay devrim niteliğinde bir adım atmıştır. Karara göre, süresiz ve koşulsuz olarak döviz cinsinden taahhüt edilen yoksulluk nafakası, aradan geçen uzun süre (örneğin 18 yıl) sonunda tarafların ekonomik ve sosyal durumlarındaki köklü değişiklikler nedeniyle uyarlanmalıdır.
Uyarlama Kriterleri: Mahkeme, uyarlama yaparken Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesindeki “Aşırı İfa Güçlüğü” şartlarını arar:
1. Öngörülemeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması (örneğin kur şoku).
2. Bu durumun borçludan kaynaklanmamış olması.
3. Borcun ifasının dürüstlük kuralına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değişmesi. Bu şartlar oluştuğunda, hakim dövizli nafakayı TL’ye çevirebilir veya miktarını hakkaniyete uygun bir seviyeye çekebilir.
4.4. Enflasyon ve Artırım Davalarında Endeks Seçimi
Nafaka alacaklısı tarafından açılan artırım davalarında ise temel tartışma, artışın hangi orana göre yapılacağıdır.
TÜFE mi ÜFE mi?: Yargıtay uygulaması genellikle TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) oranlarını baz alsa da, 2. Hukuk Dairesi’nin 05 Haziran 2024 tarihli kararı, talep halinde ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi) oranlarının da dikkate alınabileceğine işaret etmiştir.
Uygulama: Mahkemeler genellikle “TÜFE on iki aylık ortalama artış oranında” yıllık artış kararı vermektedir. Ancak yüksek enflasyon dönemlerinde, TÜFE’nin gerçek hayat pahalılığını yansıtmadığı iddiaları gündeme gelmekte ve hakimler takdir yetkilerini kullanarak daha yüksek oranlara (örneğin asgari ücret artış oranına yakın) hükmedebilmektedir.
5. Usul Hukuku Boyutu: İspat, Deliller ve SED Raporları
Maddi hukuk kurallarının (TMK 176) hayata geçmesi, usul hukukunun (HMK) imkanlarıyla sınırlıdır. Nafaka davalarında en büyük sorun, tarafların gerçek ekonomik durumlarının tespit edilememesidir.
5.1. Sosyal ve Ekonomik Durum (SED) Raporlarının Yetersizliği
Mahkemeler, dava açıldığında ilk iş olarak tarafların ikamet ettikleri yer kolluk birimlerine (polis/jandarma) müzekkere yazarak Sosyal ve Ekonomik Durum (SED) araştırması isterler.
Uygulama Sorunu: Kolluk görevlileri genellikle tarafları karakola çağırır veya eve gider ve “Ne iş yapıyorsun? Gelirin ne kadar?” diye sorar. Alınan beyan tutanağa geçirilir ve mahkemeye gönderilir. Bu yöntem, tamamen beyan esasına dayandığı için manipülasyona açıktır.
Kayıt Dışı Ekonomi: Türkiye’de kayıt dışı çalışma ve gelir gizleme yaygındır. Bir tarafın SED raporunda “işsiz, geliri yok” görünmesi, onun gerçekte yoksul olduğunu kanıtlamaz. Lüks bir evde oturup, pahalı arabaya binen ancak kağıt üzerinde gelirsiz görünen kişiler, SED raporları ile mahkemeyi yanıltabilmektedir.
5.2. Akademik ve Pratik Çözüm: Etkili Delil Toplama
Bir hukukçunun (veya bilinçli bir davacının), SED raporuyla yetinmemesi ve HMK’nın tanıdığı yetkileri kullanarak mahkemeden derinlemesine araştırma talep etmesi gerekir. Raporda öne çıkan etkili delil toplama yöntemleri şunlardır:
Tablo 2: Nafaka Davalarında Alternatif Delil Toplama Yöntemleri
| Delil Türü | Amaç | Talep Yeri |
| Banka Kayıtları | Hesap hareketleri, düzenli yatan paralar, harcama hacmi tespiti. | İlgili Bankalar Genel Müdürlükleri |
| Kredi Kartı Ekstreleri | Lüks harcamalar, tatil giderleri, yaşam standardı tespiti. | Bankalar / BKM (Bankalararası Kart Merkezi) |
| Tapu (TAKBİS) Kayıtları | Üzerine kayıtlı gayrimenkul varlığı, kira geliri potansiyeli. | Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü |
| Araç (POLNET) Kayıtları | Araç sahipliği, model yılı, piyasa değeri. | Emniyet Genel Müdürlüğü |
| Yurtdışı Giriş-Çıkış Kayıtları | Sık seyahat, yurtdışı tatilleri (gelir göstergesi). | İl Emniyet Müdürlüğü Pasaport Şube |
| Sosyal Medya İncelemesi | Beyan edilen gelir ile yaşam tarzı arasındaki çelişkiyi (lüks mekanlar, tatiller) ortaya koymak. | Bilirkişi İncelemesi / Ekran Görüntüleri |
| HTS Kayıtları (Baz İstasyonu) | Fiilen birlikte yaşama iddiasında, tarafların geceleri aynı adreste olduğunu ispatlamak. | BTK (Bilgi Teknolojileri Kurumu) |
Önemli Not: Yargıtay, banka kayıtlarının ve kredi kartı harcamalarının nafaka davalarında incelenmesini hukuka uygun bulmaktadır. Özellikle “çocuğun okul taksiti” veya “özel sağlık sigortası” gibi ödemelerin kim tarafından yapıldığı, kredi kartı ekstrelerinden tespit edilerek nafaka yükümlüsünün gerçek ödeme gücü veya alacaklının gerçek ihtiyacı belirlenebilir.

5.3. Yargılama Usulü ve Kesin Hüküm Etkisi
Nafaka davaları basit yargılama usulüne tabidir. Hakim, delilleri serbestçe takdir eder. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus kesin hüküm etkisidir.
· Kusurun Yeniden Tartışılması Yasağı: Boşanma davasında verilen kusur kararı kesindir. Nafaka kaldırma davasında, “Aslında boşanırken o beni aldattı, o yüzden nafakayı kaldırın” denilemez. Nafaka kaldırma davasının konusu, boşanma anındaki olaylar değil, sonradan meydana gelen değişikliklerdir.
· İspat Yükü: Kaldırma veya azaltma davasında ispat yükü davacıdadır (nafaka borçlusu). Artırım davasında ise ispat yükü nafaka alacaklısındadır.
6. Güncel Yargıtay Kararları Işığında Analiz (2024-2025)
Hukuk dinamik bir süreçtir ve Yargıtay içtihatları ekonomik koşullara göre evrilmektedir. 2024 ve 2025 yıllarına ait kararlar, “sosyal adalet” ile “borçlunun korunması” arasında yeni bir denge arayışını göstermektedir.
6.1. Kısa Süreli Evliliklerde “Süresiz” Nafaka Sorunu
Kamuoyunda en çok tepki çeken konulardan biri, çok kısa süren (örneğin 1 yıl) evlilikler için ömür boyu nafaka ödenmesidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 15 Ekim 2024 tarihli kararı bu konuda önemli bir dönüm noktasıdır. Kararda, sadece 14 ay süren bir evlilik için yaklaşık 150 aylık bir süreye denk gelecek şekilde toptan yoksulluk nafakasına hükmedilmesi, hakkaniyet ilkesine (TMK m.4) aykırı bulunmuştur.
· Yorum: Bu karar, Yargıtay’ın “süresiz nafaka” kuralını, evlilik süresi ile orantılı bir şekilde yorumlamaya başladığını, kısa evliliklerde nafakanın miktarını veya süresini (toptan ödeme yoluyla) sınırlama eğiliminde olduğunu göstermektedir.
6.2. Nafaka Yükümlüsünün Yoksulluğu
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 21 Ocak 2025 tarihli kararı, “Kimse kendi yoksulluğu pahasına başkasına nafaka ödemekle yükümlü tutulamaz” ilkesini teyit etmiştir. Kararda, davalı kocanın kendisinin de yoksul olduğu ve çalışacak durumda olmadığı tespit edilmiş ve bu durumda yoksulluk nafakası ödemekle sorumlu tutulamayacağına hükmedilmiştir.
· Yorum: Bu karar, nafakanın sadece alacaklının ihtiyacına değil, borçlunun ödeme gücüne (TMK 175) de sıkı sıkıya bağlı olduğunu hatırlatmaktadır.
6.3. İspat Standartlarının Yükselmesi
2023 ve sonrasındaki kararlarda, uyarlama taleplerinin kabulü için “önemli değişikliklerin ispatı” şartı daha sıkı aranmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20 Haziran 2023 tarihli kararında, boşanma protokolünün onaylandığı tarih ile uyarlama davası tarihi arasında önemli bir değişiklik olduğunun ispatlanamaması durumunda davanın reddedilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yani, “sadece enflasyon var” demek yetmemekte, bu enflasyonun tarafların konkret bütçelerine etkisinin somutlaştırılması istenmektedir.
7. Öneriler
TMK 176 kapsamında yoksulluk nafakasının kaldırılması veya azaltılması, statik kanun maddelerinin dinamik hayat olaylarına uygulanması sürecidir. Raporumuzda incelenen yasal düzenlemeler, doktrin görüşleri ve güncel Yargıtay kararları ışığında şu temel sonuçlara varılmıştır:
1. Kusur Kavramının Dönüşümü: Boşanma aşamasında “kusur”, nafakanın doğumunu engelleyen bir bariyerdir. Nafaka bağlandıktan sonra ise “kusur” yerini “objektif davranış ihlallerine” (haysiyetsiz hayat, fiilen evlilik) bırakır. Bu aşamada ahlaki yargılamadan ziyade, dürüstlük kuralına aykırılık (hakkın kötüye kullanılması) denetlenir.
2. Ekonomik Kriterlerin Esnekliği: Asgari ücret, yoksulluk nafakasını kaldıran bir “sihirli değnek” değildir. Yargıtay, sosyal devlet ilkesi gereği asgari ücretliyi hala korunması gereken bir statüde görmektedir. Ancak bu durum, nafaka miktarının azaltılmasına engel değildir. Stratejik olarak “kaldırma” yerine “azaltma” davası açmak, başarı şansını artırır.
3. Delil Toplamada Proaktif Yaklaşım: Klasik SED raporları dönemi kapanmalıdır. Avukatların ve tarafların, banka kayıtları, kredi kartı harcamaları ve dijital ayak izleri (sosyal medya) üzerinden “gizli zenginliği” veya “fiili birlikteliği” ispatlaması gerekmektedir. Mahkemeler bu tür delillere artık daha fazla itibar etmektedir.
4. Süresiz Nafakanın “Süreli” Yorumu: Yasa metninde “süresiz” yazsa da, Yargıtay’ın son kararları (özellikle kısa evliliklerde ve dövizli nafakalarda), hakkaniyet ilkesi aracılığıyla bu süresizliği fiilen sınırlama ve dengeleme yoluna gittiğini göstermektedir.
Sonuç olarak, yoksulluk nafakası, donmuş ve değişmez bir karar değil, yaşayan bir hukuki ilişkidir. Tarafların değişen sosyal ve ekonomik durumlarına göre, TMK 176 mekanizması işletilerek bu ilişkinin yeniden kurgulanması her zaman mümkündür.
Hukuk sistemimiz, “yoksulluğa düşeni koruma” ile “borçluyu ömür boyu mağdur etmeme” arasındaki hassas dengeyi bu madde ile sağlamaya çalışmaktadır. Bu dengenin somut olayda adil bir şekilde kurulması ise, yetkin bir hukuki analiz, doğru delil yönetimi ve güncel içtihatların yakından takibi ile mümkündür.
8. Apilex Perspektifinden Sonuç: TMK 176 Davalarında Veri, Delil ve İçtihat Yönetimi ile Yeni Bir Dönem
Yoksulluk nafakasının kaldırılması, azaltılması veya uyarlanması davaları; yalnızca TMK 176’nın maddi hukuk kriterlerine değil, aynı zamanda tarafların güncel ekonomik gerçekliğinin doğru tespitine ve bu gerçekliğin mahkeme önünde ispat edilebilir bir delil bütünlüğüne dönüştürülmesine bağlıdır. 2024–2025 döneminde Yargıtay kararlarının gösterdiği temel eğilim, nafaka hukukunun artık “genel varsayımlar” üzerinden değil, somut veriler üzerinden değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.
Özellikle asgari ücretin yoksulluğu ortadan kaldırmadığına ilişkin güncel yaklaşım, ekonomik parametrelerin artık hakim kararlarında daha belirleyici hale geldiğini, dolayısıyla delil yönetiminin davaların kaderini belirlediğini ortaya koymaktadır.
Bu noktada, nafaka davalarında en büyük pratik zorluklardan biri şudur:
Delil var ama dağınık, içtihat var ama erişimi zor, ekonomik veri var ama hukuki dile çevrilmesi zahmetli.
Mahkemeye sunulan klasik SED raporları çoğu zaman yetersiz kalırken; banka kayıtları, kredi kartı harcamaları, TAKBİS–POLNET verileri, sosyal medya ve HTS gibi delillerin toplanması, tasnifi, anlamlandırılması ve hukuki argümana dönüştürülmesi profesyonel bir süreç gerektirir.
İşte Apilex tam olarak bu problemin kesişim noktasında konumlanır:
Apilex, hukukçuların TMK 176 kapsamındaki davalarda delil setlerini sistematik şekilde planlayabilmesi, somut olayın parametrelerini Yargıtay’ın güncel içtihatlarıyla eşleştirebilmesi ve dava stratejisini “kaldırma mı, azaltma mı, uyarlama mı?” sorusuna bilimsel bir çerçevede yanıtlayarak kurabilmesi için tasarlanmış bir yapı sunmayı amaçlar.
Bu yaklaşım, yoksulluk nafakası hukukunun geleceğinde giderek belirginleşen üç dönüşümle doğrudan uyumludur:
- Kusurdan davranışa geçiş (haysiyetsiz hayat / fiili birliktelik gibi kaldırıcı olguların ön plana çıkması)
- Ekonomik göstergelerin genişlemesi (asgari ücretin tek başına belirleyici olmaktan çıkması, kriz ve enflasyonun uyarlama davalarında merkezileşmesi)
- İspat standardının yükselmesi (SED raporu ile yetinmeyen, veri temelli ispatı zorunlu kılan yeni yargısal refleks)
Sonuç olarak, yoksulluk nafakası artık yalnızca “süresiz borç” tartışmasının değil, aynı zamanda hukuki süreç yönetiminin ve veri temelli delil stratejisinin bir test alanı haline gelmiştir. Apilex gibi çözümler, bu yeni dönemde hukuk uygulayıcılarının hem zaman hem doğruluk açısından daha güçlü bir zeminde hareket edebilmesini sağlayacak ve TMK 176 davalarında “belirsizlik” alanını daraltarak daha öngörülebilir bir yargı pratiğine katkı sunacaktır.
