Yasal Çerçeve:
Ölmüş bir borçluya karşı icra takibi başlatma/ sürdürme meselesi, mirasın geçişi ve mirasçıların borçlardan sorumluluğu (TMK) ile icra takibinin ölüm nedeniyle talik/tereke ve mirasçılara yöneltilmesi (İİK) kurallarının birlikte uygulanmasını gerektirir.
Aşağıdaki ana hükümler uygulamada omurgayı oluşturur:
TMK m. 599: Miras, ölümle mirasçılara geçer; mirasçılar kural olarak murisin borçlarından kişisel olarak sorumlu olur.
TMK m.605,609,610: Mirasın reddi hakkı, reddin şekli (sulh hukuk mahkemesine beyan) ve ret hakkının düşmesi.
TMK m.640: Paylaşmaya kadar “miras ortaklığı (elbirliği)” ve terekeye ilişkin temsilci atanması.
TMK m.632-633: Resmî tasfiye (mirasçıların veya alacaklıların isteyebileceği). Resmî tasfiyede mirasçılar tereke borçlarından sorumlu olmaz.
İİK m.53: Terekenin borçlarında ölüm nedeniyle takibin geri bırakılması/talik ve belirli şartlarda takibin terekeye karşı devamı.
İİK m.58-60: Takip talebinin içeriği ve icra müdürünün ödeme emri düzenlemesi (takibe başlama tekniği). (Kamu alacakları bakımından ayrıca)
6183 m.7: Borçlunun ölümü hâlinde mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında da 6183 uygulanması.
1- Mirasçıların Tespiti (Veraset İlamı / Mirasçılık Belgesi) ve Temini
Muris hakkında icra takibi başlatılması, haciz uygulanması veya terekeye ilişkin herhangi bir hukuki işlem yapılabilmesi için ilk ve zorunlu adım, mirasçıların doğru ve eksiksiz biçimde tespit edilmesidir. Türk Medeni Kanunu’na göre, kişinin ölümüyle birlikte miras, kanunen mirasçılarına geçer. Bu nedenle murisin ölümünden sonra, yalnızca muris adına yapılan işlemler uygulamada çoğu zaman sonuç doğurmamakta; takip ve haciz işlemlerinin mirasçılara yöneltilmesi gerekmektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da, ölümden sonra mirasçılar belirlenmeden haciz yapılmasının hukuka aykırı olduğu açıkça kabul edilmektedir.
Neden Mirasçı Tespiti Şarttır?
Miras hukuku bakımından, murisin ölümüyle birlikte malvarlığı unsurları mirasçılara intikal eder. Özellikle taşınmazlar başta olmak üzere, murise ait hak ve borçların kime geçtiğinin belirlenmesi, icra ve dava stratejisinin doğru kurulabilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Takibin terekeye mi yoksa doğrudan mirasçılara mı yöneltileceği, mirasçıların sayısı, miras payları ve terekenin hukuki durumu dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu nedenle mirasçıların tespiti yapılmadan başlatılan icra takipleri, pratikte ciddi usul sorunlarına yol açabilmektedir.
Mirasçılar Nasıl Tespit Edilir?
Uygulamada mirasçıların kim olduğu ve miras paylarının ne şekilde dağıldığı, mirasçılık belgesi (veraset ilamı) ile ortaya konulur. Mirasçılık belgesi, murisin yasal ve varsa atanmış mirasçılarını, bu kişilerin miras paylarını ve genellikle nüfus kayıtlarına dayalı mirasçılık durumunu gösteren resmi bir belgedir. Bu belge olmaksızın mirasçılara yöneltilecek hukuki işlemler eksik veya hatalı kalabilmektedir.
Veraset İlamı Nereden ve Nasıl Alınır?
Mirasçılık belgesi, sulh hukuk mahkemesinden talep edilebileceği gibi noterler tarafından da düzenlenebilmektedir. Uygulamada noterlikten alınan veraset ilamı, hız ve pratiklik açısından sıklıkla tercih edilmektedir. Başvuru sırasında murisin kimlik bilgileri, ölüm kaydı veya MERNİS üzerinden tespit edilen ölüm bilgileri sunulmakta; başvuruyu yapan kişinin alacaklı olması hâlinde ise hukuki yararın açıklanması gerekmektedir.
Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Mirasçılık belgesi her zaman eksiksiz ve hatasız düzenlenmeyebilir. Özellikle yurt dışında yaşayan mirasçılar, kapalı nüfus kayıtları veya nüfus kayıtlarındaki maddi hatalar, mirasçı listesinin eksik çıkmasına neden olabilmektedir. Bu gibi durumlarda nüfus kayıtlarının genişletilmesi, ek araştırmalar yapılması veya kayıt düzeltme davalarına başvurulması gerekebilir. Ayrıca birden fazla mirasçının bulunması hâlinde, tereke paylaşılıncaya kadar elbirliği mülkiyetine tabi olup, terekeye yönelik işlemlerde temsil sorunu ortaya çıkabilmektedir. Bu tür hâllerde sulh hukuk mahkemesinden terekeye temsilci atanması, uygulamada önemli bir çözüm yolu olarak karşımıza çıkmaktadır.

2- İcra Takibinin Yöneltilmesi: Ölen Borçluya mı, Mirasçılara mı? Sorumluluk Kapsamı (Mirasın Reddi ve Resmî Tasfiye)
Borçlunun ölümü, icra takibinin akıbeti ve kime yöneltileceği konusunda uygulamada en çok tereddüt yaşanan konulardan biridir. Ölüm hâlinde, alacaklının takibi otomatik olarak sona ermez; ancak takibin kime yöneltileceği ve hangi aşamada sürdürülebileceği, icra ve miras hukukunun birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Bu noktada temel mesele, takibin terekeye mi yoksa mirasçılara mı yöneltileceği ve mirasçıların murisin borçlarından hangi kapsamda sorumlu tutulabileceğidir.
Terekeye Karşı Takip ile Mirasçılara Karşı Takip Arasındaki Temel Ayrım
Borçlunun ölümü hâlinde icra hukukunda pratikte iki ana yol bulunmaktadır. Bunlardan ilki, takibin terekeye yöneltilmesi veya tereke hakkında sürdürülmesidir. İkinci yol ise takibin doğrudan mirasçılara yöneltilmesi ve mirasçılar hakkında devam ettirilmesidir. Bu ayrımın hukuki dayanağını, İcra ve İflas Kanunu’nun 53. maddesi ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatları oluşturmaktadır. Hangi yolun tercih edileceği, mirasçıların hukuki durumu ve terekenin niteliği dikkate alınarak belirlenmelidir.
Ölümün İcra Takibine Etkisi: Takibin Taliki (Geri Bırakılması)
İİK m.53 uyarınca, borçlunun ölümü hâlinde takip, ölüm gününden itibaren üç gün süreyle geri bırakılır. Ayrıca mirasçıların henüz mirası kabul edip etmedikleri belli değilse, Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen kabul ve ret süreleri doluncaya kadar takip talik edilir. Bu düzenlemenin amacı, mirasçıların murisin ölümünün hemen ardından yoğun bir icra baskısı altına alınmasını önlemek; buna karşılık alacaklının da alacağını tamamen ortadan kaldırmamaktır. Dolayısıyla talik süresi, alacak hakkını sona erdiren değil, yalnızca geçici bir koruma sağlayan hukuki bir mekanizma olarak karşımıza çıkar.
Mirasçıların Murisin Borçlarından Sorumluluğu
Türk Medeni Kanunu m.599, mirasçıların murisin borçlarından kişisel olarak sorumlu olduklarını açık bir şekilde hükme bağlamaktadır. Bu kural, mirasın kendiliğinden kazanılmasının doğal bir sonucudur. Ancak mirasçıların borçlardan sorumluluğu mutlak değildir ve bazı hukuki yollarla sınırlandırılabilir veya tamamen ortadan kaldırılabilir.
Mirasın Reddi ve Sonuçları
Mirasın reddi hâlinde, mirasçılar murisin borçlarından mirasçı sıfatıyla sorumlu tutulmazlar. Ret beyanı, sulh hukuk mahkemesine sözlü veya yazılı şekilde yapılır ve kanunda öngörülen süre içinde gerçekleştirilmelidir. Süresi içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız ve şartsız olarak kazanmış sayılır. Uygulama açısından önemli bir husus, TMK m.610’da açıkça
düzenlenmiştir. Buna göre, zamanaşımını veya hak düşürücü süreleri kesmek amacıyla açılan davalar ya da başlatılan cebrî icra takipleri, mirasçının mirası reddetme hakkını ortadan kaldırmaz. Bu düzenleme, alacaklının haklarını korurken mirasçının da iradesini serbestçe ortaya koyabilmesini sağlamaktadır.
Resmî Tasfiye Yoluyla Sorumluluğun Ortadan Kalkması
Mirasçılar, terekenin borca batık olabileceği endişesiyle resmî tasfiye talep edebilirler. Resmî tasfiye hâlinde mirasçılar, tereke borçlarından kişisel olarak sorumlu olmaz. Bunun yanı sıra, belirli koşulların varlığı hâlinde alacaklılar da resmî tasfiye yoluna başvurabilir. Alacağın ödenmeyeceğine dair inandırıcı bir kuşkunun bulunması, ödeme veya teminat istenmesine rağmen bunların sağlanmaması ve ölümden itibaren üç ay içinde başvuruda bulunulması hâlinde, alacaklı açısından resmî tasfiye önemli ve stratejik bir hukuki araç hâline gelir. Özellikle terekenin borca batık olma ihtimali bulunan durumlarda, bu yol alacaklının menfaatlerini koruma bakımından ciddi avantajlar sunabilir.
3- İcra Takibi Türü: İlâmlı, İlâmsız ve Kambiyo Takibi – Ölüm Hâlinde Özel Şartlar
Borçlunun ölümü, yalnızca takibin kime yöneltileceği meselesini değil, hangi icra takibi türünün tercih edileceğini de doğrudan etkiler. Bu başlık altında önem taşıyan husus, hangi takip türlerinin teorik olarak mümkün olduğundan ziyade, ölmüş bir borçlu söz konusu olduğunda uygulamada ortaya çıkan teknik ve usulî sorunların doğru şekilde öngörülmesidir. İlâmlı, ilâmsız ve kambiyo senetlerine özgü takip yolları bakımından ölüm hâli, her biri açısından farklı sonuçlar doğurabilmektedir.
Ölüm Hâlinde İlâmsız İcra Takibi (Genel Haciz Yolu)
Alacaklının elinde mahkeme ilâmı bulunmaması hâlinde, genel kural olarak ilâmsız icra yoluyla takip mümkündür. Ancak borçlunun vefat etmiş olması, bu takip yolunun doğrudan muris adına başlatılmasını sorunlu hâle getirir. Zira ölümle birlikte borç, murisin şahsından çıkarak mirasçılarına veya terekeye intikal eder.
Bu nedenle ilâmsız icra takibinde, takip talebinde borçlunun kimliğinin doğru şekilde kurulması büyük önem taşır. Ölüm hâlinde, tebligat yapılacak mirasçıların kim olduğu, ad ve soyad bilgileri ile mümkünse adres bilgilerinin doğru ve eksiksiz şekilde belirlenmesi gerekir. Aksi hâlde, takip usulden sakatlanabilir ve yapılan işlemler iptal edilebilir.
İcra ve İflas Kanunu m.58, terekeye karşı yapılan takiplerde, tebligat yapılacak mirasçıların ad ve soyadlarının takip talebinde yer alabileceğini açıkça düzenlemektedir. Bu hüküm, uygulamada ilâmsız icra takibinin mirasçılara veya terekeye yöneltilmesi bakımından önemli bir dayanak oluşturur. Dolayısıyla veraset ilamı ile mirasçıların tespit edilmesi, ilâmsız takipte yalnızca pratik değil, aynı zamanda hukuki bir zorunluluk hâline gelir.
Ölüm Hâlinde İlâmlı İcra Takibi
Alacak, bir mahkeme ilâmına veya ilâm niteliğinde bir belgeye dayanıyorsa, borçlunun ölümü hâlinde de ilâmlı icra yoluna başvurulması mümkündür. Ancak bu durumda temel sorun, ilâmın kime karşı icra edileceği ve icra sürecinde mirasçıların usulî konumunun nasıl belirleneceği noktasında ortaya çıkar.
Ölüm hâlinde ilâm, artık doğrudan murise karşı değil; terekeye veya mirasçılara karşı icra edilir. Bu nedenle icra dosyasının mirasçılara yöneltilmesi, mirasçıların dosyaya dâhil edilmesi ve özellikle tebligat aşamasının usule uygun şekilde gerçekleştirilmesi büyük önem taşır. Uygulamada muhtıra ve benzeri tebligatların mirasçılar adına çıkarılması, haciz işlemlerinin de bu usulî konum dikkate alınarak yapılması gerekir. Aksi hâlde yapılan işlemler, şikâyet konusu edilerek iptal edilebilir.
Kambiyo Senetlerine Özgü Takiplerde Ölüm Hâli
Alacağın kambiyo senedine dayanması durumunda, borçlunun ölümü kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip yapılmasına engel değildir. Ancak bu takip yolunun hızlı ve şekle sıkı sıkıya bağlı olması, ölüm hâlinde ortaya çıkan usulî sorunları daha da kritik hâle getirir.
Bu tür takiplerde de temel mesele, takibin mirasçılara mı yoksa terekeye mi yöneltileceğinin doğru şekilde belirlenmesidir. Özellikle mirasçılara yapılacak tebligatların usulüne uygun olmaması, mirasçıların itiraz ve şikâyet haklarını süresinde kullanamamalarına yol açabilir. Bu durum, takip işlemlerinin iptal edilmesi riskini artırdığı gibi alacaklının zaman kaybetmesine de neden olabilir. Bu nedenle kambiyo takibinde, mirasçı bilgilerinin doğru tespit edilmesi ve tebligatların eksiksiz yapılması, diğer takip türlerine kıyasla çok daha belirleyici bir rol oynar.

4- Mirasçılara Karşı İcra Takibin Haciz ve Rehinle Sınırlılığı (İİK m.53 Son Cümle)
İcra ve İflas Kanunu’nun 53. maddesinin son cümlesi, mirasçılara karşı yürütülecek takibin kapsamını açık biçimde sınırlandırmaktadır. Buna göre, takibin mirasçılara karşı devam edebilmesi ancak rehinin paraya çevrilmesi veya haciz yollarıyla mümkündür.
Bu hüküm, mirasçılar bakımından hangi takip türünün seçileceğini ve icra tekniğinin nasıl belirleneceğini doğrudan etkiler. Mirasçılara yöneltilen takiplerde, uygulamada genellikle haciz veya rehin eksenli bir yol izlenmesi gerekir. Buna karşılık iflas yolu gibi takipler bakımından, borçlunun tacir olup olmadığı, şirket tüzel kişiliğinin varlığı ve somut olayın özellikleri ayrıca değerlendirilmelidir. Aksi hâlde, yanlış takip yolunun seçilmesi, takibin usulden reddi veya iptali sonucunu doğurabilir.
Süreler ve Zamanaşımı: Ölümün İcra Takibi Sürelerine Etkisi
Borçlunun ölümü, icra hukukunda yalnızca taraf değişikliğine yol açmaz; aynı zamanda takip süreleri, zamanaşımı ve hak düşürücü süreler bakımından da önemli sonuçlar doğurur. Bu nedenle ölüm hâlinde, takibin hangi aşamada olduğu kadar, hangi sürenin durduğu, hangisinin işlemeye devam ettiği de dikkatle değerlendirilmelidir.
Ölüm Hâlinde İcra Takibinde Talik Süreleri
İcra ve İflas Kanunu m.53 uyarınca, borçlunun ölümü hâlinde takip, ölüm gününden itibaren üç gün süreyle geri bırakılır. Bu süre, icra takibinin kendiliğinden durduğu bir talik süresidir. Ayrıca mirasçıların henüz mirası kabul veya reddetmemiş olmaları durumunda, Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen mirası kabul veya reddetme süreleri sona erinceye kadar takip geri
kalmaya devam eder.
Bu düzenleme, takip işlemlerinin tamamen sona erdiği anlamına gelmez; yalnızca geçici bir durma hâli söz konusudur. Somut olayın özelliklerine göre, gecikmesinde sakınca bulunan işlemlerin yapılıp yapılamayacağı ayrıca tartışma konusu olabilir. Ancak kural olarak, talik süresi boyunca takip işlemlerinin ileriye götürülmesi mümkün değildir.
Mirasın Reddi Hakkı ile İcra Takibi Arasındaki İlişki
Türk Medeni Kanunu m.610’un son cümlesi, alacaklı–mirasçı dengesi açısından kritik bir düzenleme içermektedir. Buna göre, zamanaşımının veya hak düşürücü sürenin dolmasını önlemek amacıyla dava açılması ya da cebrî icra takibi başlatılması, mirasçının mirası reddetme hakkını ortadan kaldırmaz. Başka bir ifadeyle, alacaklının hak kaybına uğramamak için icra takibi başlatması, mirasçıyı mirası kabul etmeye zorlayan bir sonuç doğurmaz.
Bu hüküm, uygulamada sıkça karşılaşılan “takip başlatıldıysa artık ret mümkün değildir” yönündeki yanlış algıyı açıkça bertaraf etmektedir. Mirasçı, kanuni süresi içinde ve şartları mevcutsa, icra takibi devam ediyor olsa dahi mirası reddedebilir.
Aciz Vesikası Bulunması Hâlinde Zamanaşımı Süreleri
Alacaklının elinde aciz vesikası bulunması durumunda, İİK m.143 özel bir zamanaşımı rejimi öngörmektedir. Buna göre borç, aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl içinde
zamanaşımına uğrar. Bu uzun zamanaşımı süresi, alacaklının borcu tahsil edememiş olmasına rağmen hakkını uzun süre koruyabilmesini amaçlamaktadır.
Ancak borçlunun ölümü hâlinde mirasçılar bakımından ek bir koruma mekanizması devreye girer. Mirasın açılmasından itibaren bir yıl içinde alacaklı tarafından hak aranmazsa, mirasçılar zamanaşımı def’ini ileri sürebilirler. Bu durum, aciz vesikasının alacaklıya sağladığı avantajın mirasçılar yönünden sınırsız olmadığını ve belirli sürelerle dengelendiğini göstermektedir.
5- Süreler ve Zamanaşımı: Ölümün Süreler Üzerindeki Etkisi
Borçlunun ölümü, yalnızca icra takibinin kime yöneltileceğini değil, sürelerin nasıl işleyeceğini de doğrudan etkiler. İcra ve miras hukukunun kesiştiği bu alanda, talik süreleri, mirasın reddi ve zamanaşımı hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Aksi hâlde, ya alacaklı bakımından hak kaybı ya da mirasçılar yönünden usulsüz işlem riski doğabilir.
İcra Takibinde Talik Süreleri
İcra ve İflas Kanunu m.53 uyarınca, borçlunun ölümü hâlinde takip, ölüm gününden itibaren üç gün süreyle geri bırakılır. Bununla birlikte, mirasçıların henüz mirası kabul edip etmedikleri belli değilse, Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen kabul ve ret süreleri doluncaya kadar takip talik edilir. Bu durum, icra takibinin tamamen sona ermesi anlamına gelmez; yalnızca takip işlemlerinin geçici olarak durması sonucunu doğurur. Somut olayın özelliklerine göre, gecikmesinde sakınca bulunan işlemlerin yapılıp yapılamayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.
Ret Hakkı ile İcra Takibi Arasındaki İlişki
Mirasın reddi ile icra takibi arasındaki ilişki bakımından TMK m.610’un son cümlesi özel önem taşır. Buna göre, zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolmasını engellemek amacıyla dava açılması ya da cebrî icra takibi yapılması, mirasçının mirası reddetme hakkını ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla alacaklının, sırf hak kaybı yaşanmaması için takip başlatmış olması, mirasçının şartları varsa mirası reddetmesine engel teşkil etmez. Bu düzenleme, taraflar arasındaki menfaat dengesini korumayı amaçlayan önemli bir güvencedir.
Aciz Vesikası Bulunması Hâlinde Zamanaşımı
Alacaklının elinde aciz vesikası bulunması hâlinde, zamanaşımı bakımından İİK m.143 devreye girer. Bu hükme göre, borç, aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl içinde zamanaşımına uğrar. Ancak borçlunun mirasçıları yönünden ek bir koruma mekanizması öngörülmüştür. Mirasın açılmasından itibaren bir yıl içinde alacaklı hakkını aramamışsa, mirasçılar zamanaşımı def’ini ileri sürebilirler. Bu nedenle, aciz vesikasına dayanan alacaklarda ölüm hâli, sürelerin yeniden ve dikkatle değerlendirilmesini zorunlu kılar.
Gerekli Belgeler: İcra Takibi Açılışında Pratik Kontrol Listesi
Borçlunun ölümünden sonra icra takibi başlatılırken, belge eksikliği uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Takibin türüne göre sunulması gereken belgeler değişmekle birlikte, ölüm hâlinde bazı belgeler neredeyse her dosyada zorunlu hâle gelir. Bu belgeler, hem takibin usulüne uygun ilerlemesi hem de tahsil kabiliyetinin doğru değerlendirilmesi açısından kritik önemdedir.
Alacak Belgesi
İlâmsız icra takibinde, alacak herhangi bir belgeye dayanmıyorsa borcun sebebi takip talebinde açıkça belirtilir; belgeye dayanıyorsa bu belge dosyaya eklenir. Kambiyo senetlerine özgü takiplerde, bono, çek veya poliçenin aslının ya da usulüne uygun örneklerinin sunulması zorunludur. İlâmlı icra takibinde ise mahkeme ilâmı veya ilâm niteliğinde belgenin dosyaya ibraz edilmesi gerekir. İİK m.58, alacak belgeye dayanıyorsa belgenin aslı veya tasdikli örneklerinin takip talebiyle birlikte tevdi edilmesini açıkça düzenlemektedir.
Ölümü Gösterir Kayıt veya Belge
Borçlunun ölüm olgusunun icra dosyasında netleştirilmesi gerekir. Uygulamada çoğu zaman UYAP veya MERNİS üzerinden ölüm bilgisine erişilebilse de, icra dairesine ölüm belgesi veya resmi ölüm kaydının sunulması, süreci önemli ölçüde hızlandırmaktadır. Bu belge, takibin doğru kişilere yöneltilmesi bakımından temel dayanaklardan biridir.
Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı)
Mirasçıların kim olduğunu ve miras paylarını gösteren mirasçılık belgesi, ölüm hâlinde açılacak icra takibinin en temel belgelerinden biridir. Takip talebinde mirasçıların kimlik ve adres bilgilerinin doğru yazılabilmesi, bu belgenin içeriğine dayanır. Eksik veya hatalı mirasçılık belgesi, tüm takibi usulden sakatlayabilecek sonuçlar doğurabilir.
Tebligat ve Adres Bilgileri
İİK m.58 gereği, borçluya veya mirasçılara ait adres bilgileri takip talebinde yer almalıdır. Mirasçıların adreslerinin bilinmemesi hâlinde, adres kayıt sistemi üzerinden araştırma yapılması ve özel tebligat usullerinin işletilmesi gündeme gelir. Tebligatın usulüne uygun yapılması, özellikle itiraz ve şikâyet süreleri bakımından hayati öneme sahiptir.
Tereke ve Malvarlığı Araştırmaları
Tereke ve malvarlığı araştırmaları, her ne kadar takip talebinin zorunlu ekleri arasında yer almasa da, fiilî tahsil kabiliyeti açısından son derece önemlidir. Muris adına kayıtlı taşınmazların bulunup bulunmadığı, bu taşınmazların mirasçılara intikal edip etmediği, banka hesapları, SGK gelirleri, araç kayıtları ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklar, takip stratejisinin doğru kurulabilmesi için mutlaka araştırılmalıdır.
6- Yargıtay İçtihatları: Emsal Kararlar ve Uygulamaya Etkisi
Borçlunun ölümü hâlinde icra takibinin nasıl sürdürüleceği, büyük ölçüde Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiş durumdadır. Özellikle takibin terekeye mi yoksa mirasçılara mı yöneltileceği ve mirasçılara yöneltilmeden haciz yapılıp yapılamayacağı konuları, uygulamada en sık ihtilafa konu olan başlıklardır. Aşağıda yer verilen Yargıtay kararları, bu alanlarda istikrarlı bir uygulama çizgisi ortaya koymaktadır.
Alacaklının İki Yolu Olduğu (Tereke veya Mirasçılar) – Tercih Hakkı
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, borçlunun takip sırasında ölümü hâlinde alacaklının önünde iki temel seçenek bulunmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca alacaklı, takibi ya tereke hakkında sürdürmek ya da mirasçılara yönelterek devam ettirmek zorundadır. Bu noktada alacaklıya tanınan tercih hakkının kullanılması ve bu tercihin icra dairesine açıkça bildirilmesi gerekmektedir.
Yargıtay kararlarında özellikle vurgulanan hususlardan biri, borçlunun ölümüyle birlikte muris adına kayıtlı taşınmazların mirasçılara intikal edeceğidir. Bu nedenle, takip mirasçılara yöneltilmeden taşınmaz haczi yapılması mümkün değildir. Alacaklının tercih hakkını netleştirmemesi veya dosyayı hâlen muris adına yürütmesi, yapılan haciz işlemlerinin hukuka aykırı hâle gelmesine yol açabilmektedir.
Uygulama etkisi:
İcra dosyasında borçlunun öldüğü tespit edildiğinde, alacaklının gecikmeksizin dosyayı mirasçılara mı yoksa terekeye mi yönelteceğini belirlemesi gerekir. Özellikle taşınmaz haczi gibi işlemlerde, mirasçılara yöneltme yapılmadan haciz uygulanamayacağı yönündeki Yargıtay vurgusu, uygulamada belirleyici niteliktedir.
Mirasçıların Tamamına Yöneltme Zorunluluğu Bulunmadığı Yaklaşımı
Yargıtay, mirasçılara karşı takip bakımından uygulamada önemli bir esneklik tanımaktadır. İçtihatlara göre, borçlunun ölümü hâlinde alacaklı ya takibi tereke hakkında sürdürür ya da mirasçılara yöneltir. Murisin mirasını reddetmeyen her bir mirasçı, murisin borçlarından müteselsilen sorumludur. Ancak mevzuatta, takibin mutlaka tüm mirasçılara yöneltilmesini zorunlu kılan açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu nedenle alacaklının, somut olayın koşullarına göre murisin yalnızca bir mirasçısı hakkında takip yapmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilmektedir. Yargıtay, bu noktada tüm mirasçılara yöneltme yapılmadığı gerekçesiyle takibin iptal edilmesini isabetsiz bulmaktadır.
Uygulama etkisi:
Alacaklı, tahsil kabiliyeti daha yüksek görünen bir mirasçıya yönelerek takip stratejisini bu doğrultuda şekillendirebilir. Ancak bu tercih yapılırken, tebligatın usulüne uygun yapılması, sorumluluğun kapsamı ve terekenin paylaşım durumu gibi hususların dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
Mirasçılara Muhtıra Tebliği ve Şikâyet Süreleri (Haczedilmezlik vb.)
Yargıtay kararlarına göre, borçlunun ölümü sonrasında takibin mirasçılara yöneltilmesi hâlinde, mirasçılara bu durumu bildirir nitelikte muhtıra tebliği yapılması gerekir. Bu tebligattan sonra, mirasçılar haczin kendilerine tebliğ edildiği tarihten veya haczi öğrendikleri tarihten itibaren, kanuni yedi günlük süre içinde haczedilmezlik gibi şikâyet haklarını kullanabilirler.
Bu yaklaşım, mirasçıların icra dosyasındaki usulî haklarını etkin biçimde kullanabilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır.
Uygulama etkisi:
Ölümden sonra dosya mirasçılara yöneltildiğinde, mirasçıların itiraz ve şikâyet süreleri tebliğ veya öğrenme tarihine göre işlemeye başlar. Bu nedenle tebligatın doğru kişiye, doğru adrese ve usulüne uygun yapılması, icra dosyasının kaderini doğrudan etkileyebilir.
Mirasçılara Yöneltmeden Haciz Yapılamayacağına İlişkin Yerleşik Vurgu
Yargıtay’ın birçok kararında tekrar edilen temel ilke şudur: Borçlunun takip sırasında ölümü hâlinde, alacaklının takibi terekeye veya mirasçılara yöneltme konusunda bir tercih yapması zorunludur. Borçlunun ölümüyle birlikte muris adına kayıtlı taşınmazlar mirasçılara intikal ettiğinden, takip mirasçılara yöneltilmeden haciz işlemi yapılması mümkün değildir.
Bu ilke, özellikle taşınmaz haczi ve satış işlemleri bakımından uygulamada ciddi sonuçlar doğurmakta; mirasçılara yöneltme yapılmaksızın gerçekleştirilen hacizlerin iptaline yol açabilmektedir.

7- Hukuki Uyarı (Genel Bilgilendirme)
Bu yazıda yer alan açıklamalar, Türk Hukuku’nun genel çerçevesi ile ölüm hâlinde icra takibine ilişkin uygulamada sık karşılaşılan tipik senaryoları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ancak her icra dosyası, kendi somut koşulları içinde değerlendirilmelidir. Zira bazı unsurlar, takip stratejisini ve hukuki sonucu tamamen değiştirebilecek niteliktedir.
Özellikle alacağın türü (kambiyo senedine dayalı alacak, ilamlı alacak, sözleşmeden doğan alacak veya haksız fiil kaynaklı alacak olması), borçlunun ölmeden önce hakkında icra takibi başlatılıp başlatılmadığı, mirasçıların mirası reddedip etmedikleri, resmî tasfiye veya defter tutulması süreçlerinin işletilip işletilmediği, terekenin borca batık olup olmadığı ve tebligat ile yetkiye ilişkin usulî ayrıntılar, somut olayda sonucu kökten değiştirebilir.
Bu nedenle özellikle yüksek meblağlı alacaklarda, mirasçı sayısının fazla olduğu dosyalarda veya terekenin hukuki durumu konusunda belirsizlik bulunan hâllerde, icra ve miras hukuku alanında uygulama tecrübesi olan bir avukattan somut dosya üzerinden hukuki danışmanlık alınması güçlü biçimde önerilmektedir.
Somut Uygulama İçin Adım Adım Pratik Yol Haritası
Uygulamada sağlıklı bir icra stratejisi kurulabilmesi için öncelikle borçlunun ölüm olgusunun netleştirilmesi gerekir. Ölüm kaydı veya ölüm belgesi ile ölüm tarihi kesin olarak tespit
edilmelidir. Bu tarih, hem İİK m.53 kapsamında uygulanacak talik sürelerinin belirlenmesi hem de takip stratejisinin doğru kurulması bakımından önem taşır.
Bir sonraki adımda mirasçılık belgesinin temini gerekir. Veraset ilamı ile mirasçıların kim olduğu, miras payları ve mümkünse adres bilgileri ortaya konulmalı; gerektiğinde adres araştırması yapılmalıdır. Bu belge, takibin terekeye mi yoksa mirasçılara mı yöneltileceği konusunda temel dayanak oluşturur.
Bu aşamadan sonra alacaklının tahsil hedefi netleştirilmelidir. Tahsil hedefi öncelikle tereke malvarlığı ise, takibin tereke hakkında sürdürülmesi, temsil ve tebligat planının buna göre yapılması gerekir. Buna karşılık tahsil hedefi mirasçıların kişisel sorumluluğuna yönelmek ise, takibin mirasçılara yöneltilmesi ve gerekirse tek bir mirasçıya karşı takip yapılması stratejisi gündeme gelebilir.
Strateji belirlendikten sonra, alacağın niteliğine uygun takip türü seçilmelidir. İlâmlı icra, ilâmsız icra veya kambiyo senetlerine özgü takip yollarından hangisinin kullanılacağı, eldeki belgelere ve zamanaşımı durumuna göre değerlendirilmelidir.
Takip talebi hazırlanırken, İİK m.58 ve devamı hükümleri çerçevesinde mirasçı bilgilerinin doğru ve eksiksiz şekilde yazılması büyük önem taşır. Ödeme emrinin (İİK m.60) kime tebliğ edileceği, ileride çıkabilecek itiraz ve şikâyetlerin kaderini doğrudan etkileyebilir.
Haciz aşamasında ise taşınmaz, maaş, banka hesapları veya üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklar bakımından planlama yapılmalı; özellikle ölüm sonrasında mirasçılara yöneltme yapılmadan haciz uygulanması riskinin bulunduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
Son olarak, mirasçıların mirası reddetmesi veya resmî tasfiye yoluna gidilmesi ihtimalleri her zaman dikkate alınmalıdır. Karşı tarafın bu yollara başvurması hâlinde, alacaklının tahsil stratejisi yeniden gözden geçirilmeli ve dosya bu yeni hukuki duruma uygun şekilde kurgulanmalıdır.
