İçeriğe atla
Ölmüş Borçluya Karşı İcra Takibi Nasıl Başlatılır?
Ölmüş Borçluya Karşı İcra Takibi Nasıl Başlatılır?

Yasal Çerçeve: 

Ölmüş bir borçluya karşı icra takibi başlatma/ sürdürme meselesi, mirasın geçişi ve  mirasçıların borçlardan sorumluluğu (TMK) ile icra takibinin ölüm nedeniyle talik/tereke ve  mirasçılara yöneltilmesi (İİK) kurallarının birlikte uygulanmasını gerektirir. 

Aşağıdaki ana hükümler uygulamada omurgayı oluşturur:  

TMK m. 599: Miras, ölümle mirasçılara geçer; mirasçılar kural olarak murisin borçlarından  kişisel olarak sorumlu olur. 

TMK m.605,609,610: Mirasın reddi hakkı, reddin şekli (sulh hukuk mahkemesine beyan) ve  ret hakkının düşmesi. 

TMK m.640: Paylaşmaya kadar “miras ortaklığı (elbirliği)” ve terekeye ilişkin temsilci  atanması. 

TMK m.632-633: Resmî tasfiye (mirasçıların veya alacaklıların isteyebileceği). Resmî tasfiyede mirasçılar tereke borçlarından sorumlu olmaz. 

İİK m.53: Terekenin borçlarında ölüm nedeniyle takibin geri bırakılması/talik ve belirli şartlarda takibin terekeye karşı devamı. 

İİK m.58-60: Takip talebinin içeriği ve icra müdürünün ödeme emri düzenlemesi (takibe  başlama tekniği). (Kamu alacakları bakımından ayrıca)

6183 m.7: Borçlunun ölümü hâlinde  mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında da 6183 uygulanması. 

1- Mirasçıların Tespiti (Veraset İlamı / Mirasçılık Belgesi) ve Temini 

Muris hakkında icra takibi başlatılması, haciz uygulanması veya terekeye ilişkin herhangi bir  hukuki işlem yapılabilmesi için ilk ve zorunlu adım, mirasçıların doğru ve eksiksiz biçimde  tespit edilmesidir. Türk Medeni Kanunu’na göre, kişinin ölümüyle birlikte miras, kanunen  mirasçılarına geçer. Bu nedenle murisin ölümünden sonra, yalnızca muris adına yapılan  işlemler uygulamada çoğu zaman sonuç doğurmamakta; takip ve haciz işlemlerinin  mirasçılara yöneltilmesi gerekmektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da, ölümden sonra  mirasçılar belirlenmeden haciz yapılmasının hukuka aykırı olduğu açıkça kabul edilmektedir. 

Neden Mirasçı Tespiti Şarttır? 

Miras hukuku bakımından, murisin ölümüyle birlikte malvarlığı unsurları mirasçılara intikal  eder. Özellikle taşınmazlar başta olmak üzere, murise ait hak ve borçların kime geçtiğinin  belirlenmesi, icra ve dava stratejisinin doğru kurulabilmesi açısından kritik öneme sahiptir.  Takibin terekeye mi yoksa doğrudan mirasçılara mı yöneltileceği, mirasçıların sayısı, miras  payları ve terekenin hukuki durumu dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu nedenle mirasçıların  tespiti yapılmadan başlatılan icra takipleri, pratikte ciddi usul sorunlarına yol açabilmektedir.

Mirasçılar Nasıl Tespit Edilir? 

Uygulamada mirasçıların kim olduğu ve miras paylarının ne şekilde dağıldığı, mirasçılık  belgesi (veraset ilamı) ile ortaya konulur. Mirasçılık belgesi, murisin yasal ve varsa atanmış  mirasçılarını, bu kişilerin miras paylarını ve genellikle nüfus kayıtlarına dayalı mirasçılık  durumunu gösteren resmi bir belgedir. Bu belge olmaksızın mirasçılara yöneltilecek hukuki  işlemler eksik veya hatalı kalabilmektedir. 

Veraset İlamı Nereden ve Nasıl Alınır? 

Mirasçılık belgesi, sulh hukuk mahkemesinden talep edilebileceği gibi noterler tarafından da  düzenlenebilmektedir. Uygulamada noterlikten alınan veraset ilamı, hız ve pratiklik açısından  sıklıkla tercih edilmektedir. Başvuru sırasında murisin kimlik bilgileri, ölüm kaydı veya  MERNİS üzerinden tespit edilen ölüm bilgileri sunulmakta; başvuruyu yapan kişinin alacaklı  olması hâlinde ise hukuki yararın açıklanması gerekmektedir. 

Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar 

Mirasçılık belgesi her zaman eksiksiz ve hatasız düzenlenmeyebilir. Özellikle yurt dışında  yaşayan mirasçılar, kapalı nüfus kayıtları veya nüfus kayıtlarındaki maddi hatalar, mirasçı  listesinin eksik çıkmasına neden olabilmektedir. Bu gibi durumlarda nüfus kayıtlarının  genişletilmesi, ek araştırmalar yapılması veya kayıt düzeltme davalarına başvurulması  gerekebilir. Ayrıca birden fazla mirasçının bulunması hâlinde, tereke paylaşılıncaya kadar  elbirliği mülkiyetine tabi olup, terekeye yönelik işlemlerde temsil sorunu ortaya  çıkabilmektedir. Bu tür hâllerde sulh hukuk mahkemesinden terekeye temsilci atanması,  uygulamada önemli bir çözüm yolu olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Ölmüş Borçluya Karşı İcra Takibi Nasıl Başlatılır?
Ölmüş Borçluya Karşı İcra Takibi Nasıl Başlatılır?

2- İcra Takibinin Yöneltilmesi: Ölen Borçluya mı, Mirasçılara mı? Sorumluluk  Kapsamı (Mirasın Reddi ve Resmî Tasfiye) 

Borçlunun ölümü, icra takibinin akıbeti ve kime yöneltileceği konusunda uygulamada en çok  tereddüt yaşanan konulardan biridir. Ölüm hâlinde, alacaklının takibi otomatik olarak sona  ermez; ancak takibin kime yöneltileceği ve hangi aşamada sürdürülebileceği, icra ve miras  hukukunun birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Bu noktada temel mesele, takibin terekeye  mi yoksa mirasçılara mı yöneltileceği ve mirasçıların murisin borçlarından hangi kapsamda  sorumlu tutulabileceğidir. 

Terekeye Karşı Takip ile Mirasçılara Karşı Takip Arasındaki Temel Ayrım 

Borçlunun ölümü hâlinde icra hukukunda pratikte iki ana yol bulunmaktadır. Bunlardan ilki,  takibin terekeye yöneltilmesi veya tereke hakkında sürdürülmesidir. İkinci yol ise takibin  doğrudan mirasçılara yöneltilmesi ve mirasçılar hakkında devam ettirilmesidir. Bu ayrımın  hukuki dayanağını, İcra ve İflas Kanunu’nun 53. maddesi ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin  yerleşik içtihatları oluşturmaktadır. Hangi yolun tercih edileceği, mirasçıların hukuki durumu  ve terekenin niteliği dikkate alınarak belirlenmelidir.

Ölümün İcra Takibine Etkisi: Takibin Taliki (Geri Bırakılması) 

İİK m.53 uyarınca, borçlunun ölümü hâlinde takip, ölüm gününden itibaren üç gün süreyle  geri bırakılır. Ayrıca mirasçıların henüz mirası kabul edip etmedikleri belli değilse, Türk  Medeni Kanunu’nda öngörülen kabul ve ret süreleri doluncaya kadar takip talik edilir. Bu  düzenlemenin amacı, mirasçıların murisin ölümünün hemen ardından yoğun bir icra baskısı  altına alınmasını önlemek; buna karşılık alacaklının da alacağını tamamen ortadan  kaldırmamaktır. Dolayısıyla talik süresi, alacak hakkını sona erdiren değil, yalnızca geçici bir  koruma sağlayan hukuki bir mekanizma olarak karşımıza çıkar. 

Mirasçıların Murisin Borçlarından Sorumluluğu 

Türk Medeni Kanunu m.599, mirasçıların murisin borçlarından kişisel olarak sorumlu  olduklarını açık bir şekilde hükme bağlamaktadır. Bu kural, mirasın kendiliğinden  kazanılmasının doğal bir sonucudur. Ancak mirasçıların borçlardan sorumluluğu mutlak  değildir ve bazı hukuki yollarla sınırlandırılabilir veya tamamen ortadan kaldırılabilir. 

Mirasın Reddi ve Sonuçları 

Mirasın reddi hâlinde, mirasçılar murisin borçlarından mirasçı sıfatıyla sorumlu tutulmazlar.  Ret beyanı, sulh hukuk mahkemesine sözlü veya yazılı şekilde yapılır ve kanunda öngörülen  süre içinde gerçekleştirilmelidir. Süresi içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız ve  şartsız olarak kazanmış sayılır. Uygulama açısından önemli bir husus, TMK m.610’da açıkça  

düzenlenmiştir. Buna göre, zamanaşımını veya hak düşürücü süreleri kesmek amacıyla açılan  davalar ya da başlatılan cebrî icra takipleri, mirasçının mirası reddetme hakkını ortadan  kaldırmaz. Bu düzenleme, alacaklının haklarını korurken mirasçının da iradesini serbestçe  ortaya koyabilmesini sağlamaktadır. 

Resmî Tasfiye Yoluyla Sorumluluğun Ortadan Kalkması 

Mirasçılar, terekenin borca batık olabileceği endişesiyle resmî tasfiye talep edebilirler. Resmî  tasfiye hâlinde mirasçılar, tereke borçlarından kişisel olarak sorumlu olmaz. Bunun yanı sıra,  belirli koşulların varlığı hâlinde alacaklılar da resmî tasfiye yoluna başvurabilir. Alacağın  ödenmeyeceğine dair inandırıcı bir kuşkunun bulunması, ödeme veya teminat istenmesine  rağmen bunların sağlanmaması ve ölümden itibaren üç ay içinde başvuruda bulunulması  hâlinde, alacaklı açısından resmî tasfiye önemli ve stratejik bir hukuki araç hâline gelir.  Özellikle terekenin borca batık olma ihtimali bulunan durumlarda, bu yol alacaklının  menfaatlerini koruma bakımından ciddi avantajlar sunabilir. 

3- İcra Takibi Türü: İlâmlı, İlâmsız ve Kambiyo Takibi – Ölüm Hâlinde Özel  Şartlar 

Borçlunun ölümü, yalnızca takibin kime yöneltileceği meselesini değil, hangi icra takibi  türünün tercih edileceğini de doğrudan etkiler. Bu başlık altında önem taşıyan husus, hangi  takip türlerinin teorik olarak mümkün olduğundan ziyade, ölmüş bir borçlu söz konusu  olduğunda uygulamada ortaya çıkan teknik ve usulî sorunların doğru şekilde  öngörülmesidir. İlâmlı, ilâmsız ve kambiyo senetlerine özgü takip yolları bakımından ölüm  hâli, her biri açısından farklı sonuçlar doğurabilmektedir.

Ölüm Hâlinde İlâmsız İcra Takibi (Genel Haciz Yolu) 

Alacaklının elinde mahkeme ilâmı bulunmaması hâlinde, genel kural olarak ilâmsız icra  yoluyla takip mümkündür. Ancak borçlunun vefat etmiş olması, bu takip yolunun doğrudan  muris adına başlatılmasını sorunlu hâle getirir. Zira ölümle birlikte borç, murisin şahsından  çıkarak mirasçılarına veya terekeye intikal eder. 

Bu nedenle ilâmsız icra takibinde, takip talebinde borçlunun kimliğinin doğru şekilde  kurulması büyük önem taşır. Ölüm hâlinde, tebligat yapılacak mirasçıların kim olduğu, ad ve  soyad bilgileri ile mümkünse adres bilgilerinin doğru ve eksiksiz şekilde belirlenmesi gerekir.  Aksi hâlde, takip usulden sakatlanabilir ve yapılan işlemler iptal edilebilir. 

İcra ve İflas Kanunu m.58, terekeye karşı yapılan takiplerde, tebligat yapılacak mirasçıların ad  ve soyadlarının takip talebinde yer alabileceğini açıkça düzenlemektedir. Bu hüküm,  uygulamada ilâmsız icra takibinin mirasçılara veya terekeye yöneltilmesi bakımından önemli  bir dayanak oluşturur. Dolayısıyla veraset ilamı ile mirasçıların tespit edilmesi, ilâmsız takipte  yalnızca pratik değil, aynı zamanda hukuki bir zorunluluk hâline gelir. 

Ölüm Hâlinde İlâmlı İcra Takibi 

Alacak, bir mahkeme ilâmına veya ilâm niteliğinde bir belgeye dayanıyorsa, borçlunun ölümü  hâlinde de ilâmlı icra yoluna başvurulması mümkündür. Ancak bu durumda temel sorun,  ilâmın kime karşı icra edileceği ve icra sürecinde mirasçıların usulî konumunun nasıl  belirleneceği noktasında ortaya çıkar. 

Ölüm hâlinde ilâm, artık doğrudan murise karşı değil; terekeye veya mirasçılara karşı icra  edilir. Bu nedenle icra dosyasının mirasçılara yöneltilmesi, mirasçıların dosyaya dâhil  edilmesi ve özellikle tebligat aşamasının usule uygun şekilde gerçekleştirilmesi büyük  önem taşır. Uygulamada muhtıra ve benzeri tebligatların mirasçılar adına çıkarılması, haciz  işlemlerinin de bu usulî konum dikkate alınarak yapılması gerekir. Aksi hâlde yapılan  işlemler, şikâyet konusu edilerek iptal edilebilir. 

Kambiyo Senetlerine Özgü Takiplerde Ölüm Hâli 

Alacağın kambiyo senedine dayanması durumunda, borçlunun ölümü kambiyo senetlerine  özgü haciz yoluyla takip yapılmasına engel değildir. Ancak bu takip yolunun hızlı ve şekle  sıkı sıkıya bağlı olması, ölüm hâlinde ortaya çıkan usulî sorunları daha da kritik hâle getirir. 

Bu tür takiplerde de temel mesele, takibin mirasçılara mı yoksa terekeye mi  yöneltileceğinin doğru şekilde belirlenmesidir. Özellikle mirasçılara yapılacak tebligatların  usulüne uygun olmaması, mirasçıların itiraz ve şikâyet haklarını süresinde kullanamamalarına  yol açabilir. Bu durum, takip işlemlerinin iptal edilmesi riskini artırdığı gibi alacaklının  zaman kaybetmesine de neden olabilir. Bu nedenle kambiyo takibinde, mirasçı bilgilerinin  doğru tespit edilmesi ve tebligatların eksiksiz yapılması, diğer takip türlerine kıyasla çok daha  belirleyici bir rol oynar.

Ölmüş Borçluya Karşı İcra Takibi Nasıl Başlatılır?
Ölmüş Borçluya Karşı İcra Takibi Nasıl Başlatılır?

4- Mirasçılara Karşı İcra Takibin Haciz ve Rehinle Sınırlılığı (İİK m.53 Son Cümle) 

İcra ve İflas Kanunu’nun 53. maddesinin son cümlesi, mirasçılara karşı yürütülecek takibin  kapsamını açık biçimde sınırlandırmaktadır. Buna göre, takibin mirasçılara karşı devam  edebilmesi ancak rehinin paraya çevrilmesi veya haciz yollarıyla mümkündür. 

Bu hüküm, mirasçılar bakımından hangi takip türünün seçileceğini ve icra tekniğinin nasıl  belirleneceğini doğrudan etkiler. Mirasçılara yöneltilen takiplerde, uygulamada genellikle  haciz veya rehin eksenli bir yol izlenmesi gerekir. Buna karşılık iflas yolu gibi takipler  bakımından, borçlunun tacir olup olmadığı, şirket tüzel kişiliğinin varlığı ve somut olayın  özellikleri ayrıca değerlendirilmelidir. Aksi hâlde, yanlış takip yolunun seçilmesi, takibin  usulden reddi veya iptali sonucunu doğurabilir. 

Süreler ve Zamanaşımı: Ölümün İcra Takibi Sürelerine Etkisi 

Borçlunun ölümü, icra hukukunda yalnızca taraf değişikliğine yol açmaz; aynı zamanda takip  süreleri, zamanaşımı ve hak düşürücü süreler bakımından da önemli sonuçlar doğurur. Bu  nedenle ölüm hâlinde, takibin hangi aşamada olduğu kadar, hangi sürenin durduğu,  hangisinin işlemeye devam ettiği de dikkatle değerlendirilmelidir. 

Ölüm Hâlinde İcra Takibinde Talik Süreleri 

İcra ve İflas Kanunu m.53 uyarınca, borçlunun ölümü hâlinde takip, ölüm gününden itibaren  üç gün süreyle geri bırakılır. Bu süre, icra takibinin kendiliğinden durduğu bir talik süresidir.  Ayrıca mirasçıların henüz mirası kabul veya reddetmemiş olmaları durumunda, Türk Medeni  Kanunu’nda öngörülen mirası kabul veya reddetme süreleri sona erinceye kadar takip geri  

kalmaya devam eder. 

Bu düzenleme, takip işlemlerinin tamamen sona erdiği anlamına gelmez; yalnızca geçici bir  durma hâli söz konusudur. Somut olayın özelliklerine göre, gecikmesinde sakınca bulunan  işlemlerin yapılıp yapılamayacağı ayrıca tartışma konusu olabilir. Ancak kural olarak, talik  süresi boyunca takip işlemlerinin ileriye götürülmesi mümkün değildir. 

Mirasın Reddi Hakkı ile İcra Takibi Arasındaki İlişki 

Türk Medeni Kanunu m.610’un son cümlesi, alacaklı–mirasçı dengesi açısından kritik bir  düzenleme içermektedir. Buna göre, zamanaşımının veya hak düşürücü sürenin dolmasını  önlemek amacıyla dava açılması ya da cebrî icra takibi başlatılması, mirasçının mirası  reddetme hakkını ortadan kaldırmaz. Başka bir ifadeyle, alacaklının hak kaybına uğramamak  için icra takibi başlatması, mirasçıyı mirası kabul etmeye zorlayan bir sonuç doğurmaz. 

Bu hüküm, uygulamada sıkça karşılaşılan “takip başlatıldıysa artık ret mümkün değildir”  yönündeki yanlış algıyı açıkça bertaraf etmektedir. Mirasçı, kanuni süresi içinde ve şartları  mevcutsa, icra takibi devam ediyor olsa dahi mirası reddedebilir. 

Aciz Vesikası Bulunması Hâlinde Zamanaşımı Süreleri 

Alacaklının elinde aciz vesikası bulunması durumunda, İİK m.143 özel bir zamanaşımı rejimi  öngörmektedir. Buna göre borç, aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl içinde 

zamanaşımına uğrar. Bu uzun zamanaşımı süresi, alacaklının borcu tahsil edememiş olmasına  rağmen hakkını uzun süre koruyabilmesini amaçlamaktadır. 

Ancak borçlunun ölümü hâlinde mirasçılar bakımından ek bir koruma mekanizması devreye  girer. Mirasın açılmasından itibaren bir yıl içinde alacaklı tarafından hak aranmazsa,  mirasçılar zamanaşımı def’ini ileri sürebilirler. Bu durum, aciz vesikasının alacaklıya  sağladığı avantajın mirasçılar yönünden sınırsız olmadığını ve belirli sürelerle dengelendiğini  göstermektedir. 

5- Süreler ve Zamanaşımı: Ölümün Süreler Üzerindeki Etkisi 

Borçlunun ölümü, yalnızca icra takibinin kime yöneltileceğini değil, sürelerin nasıl  işleyeceğini de doğrudan etkiler. İcra ve miras hukukunun kesiştiği bu alanda, talik süreleri,  mirasın reddi ve zamanaşımı hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Aksi hâlde, ya alacaklı  bakımından hak kaybı ya da mirasçılar yönünden usulsüz işlem riski doğabilir. 

İcra Takibinde Talik Süreleri 

İcra ve İflas Kanunu m.53 uyarınca, borçlunun ölümü hâlinde takip, ölüm gününden itibaren  üç gün süreyle geri bırakılır. Bununla birlikte, mirasçıların henüz mirası kabul edip  etmedikleri belli değilse, Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen kabul ve ret süreleri doluncaya  kadar takip talik edilir. Bu durum, icra takibinin tamamen sona ermesi anlamına gelmez;  yalnızca takip işlemlerinin geçici olarak durması sonucunu doğurur. Somut olayın  özelliklerine göre, gecikmesinde sakınca bulunan işlemlerin yapılıp yapılamayacağı ayrıca  değerlendirilmelidir. 

Ret Hakkı ile İcra Takibi Arasındaki İlişki 

Mirasın reddi ile icra takibi arasındaki ilişki bakımından TMK m.610’un son cümlesi özel  önem taşır. Buna göre, zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolmasını engellemek  amacıyla dava açılması ya da cebrî icra takibi yapılması, mirasçının mirası reddetme hakkını  ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla alacaklının, sırf hak kaybı yaşanmaması için takip başlatmış  olması, mirasçının şartları varsa mirası reddetmesine engel teşkil etmez. Bu düzenleme,  taraflar arasındaki menfaat dengesini korumayı amaçlayan önemli bir güvencedir. 

Aciz Vesikası Bulunması Hâlinde Zamanaşımı 

Alacaklının elinde aciz vesikası bulunması hâlinde, zamanaşımı bakımından İİK m.143  devreye girer. Bu hükme göre, borç, aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl  içinde zamanaşımına uğrar. Ancak borçlunun mirasçıları yönünden ek bir koruma  mekanizması öngörülmüştür. Mirasın açılmasından itibaren bir yıl içinde alacaklı hakkını  aramamışsa, mirasçılar zamanaşımı def’ini ileri sürebilirler. Bu nedenle, aciz vesikasına  dayanan alacaklarda ölüm hâli, sürelerin yeniden ve dikkatle değerlendirilmesini zorunlu  kılar.

Gerekli Belgeler: İcra Takibi Açılışında Pratik Kontrol Listesi 

Borçlunun ölümünden sonra icra takibi başlatılırken, belge eksikliği uygulamada en sık  karşılaşılan sorunlardan biridir. Takibin türüne göre sunulması gereken belgeler değişmekle  birlikte, ölüm hâlinde bazı belgeler neredeyse her dosyada zorunlu hâle gelir. Bu belgeler,  hem takibin usulüne uygun ilerlemesi hem de tahsil kabiliyetinin doğru değerlendirilmesi  açısından kritik önemdedir. 

Alacak Belgesi 

İlâmsız icra takibinde, alacak herhangi bir belgeye dayanmıyorsa borcun sebebi takip  talebinde açıkça belirtilir; belgeye dayanıyorsa bu belge dosyaya eklenir. Kambiyo senetlerine  özgü takiplerde, bono, çek veya poliçenin aslının ya da usulüne uygun örneklerinin sunulması  zorunludur. İlâmlı icra takibinde ise mahkeme ilâmı veya ilâm niteliğinde belgenin dosyaya  ibraz edilmesi gerekir. İİK m.58, alacak belgeye dayanıyorsa belgenin aslı veya tasdikli  örneklerinin takip talebiyle birlikte tevdi edilmesini açıkça düzenlemektedir. 

Ölümü Gösterir Kayıt veya Belge 

Borçlunun ölüm olgusunun icra dosyasında netleştirilmesi gerekir. Uygulamada çoğu zaman  UYAP veya MERNİS üzerinden ölüm bilgisine erişilebilse de, icra dairesine ölüm belgesi  veya resmi ölüm kaydının sunulması, süreci önemli ölçüde hızlandırmaktadır. Bu belge,  takibin doğru kişilere yöneltilmesi bakımından temel dayanaklardan biridir. 

Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı) 

Mirasçıların kim olduğunu ve miras paylarını gösteren mirasçılık belgesi, ölüm hâlinde  açılacak icra takibinin en temel belgelerinden biridir. Takip talebinde mirasçıların kimlik ve  adres bilgilerinin doğru yazılabilmesi, bu belgenin içeriğine dayanır. Eksik veya hatalı  mirasçılık belgesi, tüm takibi usulden sakatlayabilecek sonuçlar doğurabilir. 

Tebligat ve Adres Bilgileri 

İİK m.58 gereği, borçluya veya mirasçılara ait adres bilgileri takip talebinde yer almalıdır.  Mirasçıların adreslerinin bilinmemesi hâlinde, adres kayıt sistemi üzerinden araştırma  yapılması ve özel tebligat usullerinin işletilmesi gündeme gelir. Tebligatın usulüne uygun  yapılması, özellikle itiraz ve şikâyet süreleri bakımından hayati öneme sahiptir. 

Tereke ve Malvarlığı Araştırmaları 

Tereke ve malvarlığı araştırmaları, her ne kadar takip talebinin zorunlu ekleri arasında yer  almasa da, fiilî tahsil kabiliyeti açısından son derece önemlidir. Muris adına kayıtlı  taşınmazların bulunup bulunmadığı, bu taşınmazların mirasçılara intikal edip etmediği, banka  hesapları, SGK gelirleri, araç kayıtları ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklar, takip  stratejisinin doğru kurulabilmesi için mutlaka araştırılmalıdır.

6- Yargıtay İçtihatları: Emsal Kararlar ve Uygulamaya Etkisi 

Borçlunun ölümü hâlinde icra takibinin nasıl sürdürüleceği, büyük ölçüde Yargıtay  içtihatlarıyla şekillenmiş durumdadır. Özellikle takibin terekeye mi yoksa mirasçılara mı  yöneltileceği ve mirasçılara yöneltilmeden haciz yapılıp yapılamayacağı konuları,  uygulamada en sık ihtilafa konu olan başlıklardır. Aşağıda yer verilen Yargıtay kararları, bu  alanlarda istikrarlı bir uygulama çizgisi ortaya koymaktadır. 

Alacaklının İki Yolu Olduğu (Tereke veya Mirasçılar) – Tercih Hakkı 

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, borçlunun takip sırasında ölümü hâlinde alacaklının  önünde iki temel seçenek bulunmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca  alacaklı, takibi ya tereke hakkında sürdürmek ya da mirasçılara yönelterek devam  ettirmek zorundadır. Bu noktada alacaklıya tanınan tercih hakkının kullanılması ve bu  tercihin icra dairesine açıkça bildirilmesi gerekmektedir. 

Yargıtay kararlarında özellikle vurgulanan hususlardan biri, borçlunun ölümüyle birlikte  muris adına kayıtlı taşınmazların mirasçılara intikal edeceğidir. Bu nedenle, takip  mirasçılara yöneltilmeden taşınmaz haczi yapılması mümkün değildir. Alacaklının tercih  hakkını netleştirmemesi veya dosyayı hâlen muris adına yürütmesi, yapılan haciz işlemlerinin  hukuka aykırı hâle gelmesine yol açabilmektedir. 

Uygulama etkisi: 

İcra dosyasında borçlunun öldüğü tespit edildiğinde, alacaklının gecikmeksizin dosyayı  mirasçılara mı yoksa terekeye mi yönelteceğini belirlemesi gerekir. Özellikle taşınmaz haczi  gibi işlemlerde, mirasçılara yöneltme yapılmadan haciz uygulanamayacağı yönündeki  Yargıtay vurgusu, uygulamada belirleyici niteliktedir. 

Mirasçıların Tamamına Yöneltme Zorunluluğu Bulunmadığı Yaklaşımı 

Yargıtay, mirasçılara karşı takip bakımından uygulamada önemli bir esneklik tanımaktadır.  İçtihatlara göre, borçlunun ölümü hâlinde alacaklı ya takibi tereke hakkında sürdürür ya da  mirasçılara yöneltir. Murisin mirasını reddetmeyen her bir mirasçı, murisin borçlarından  müteselsilen sorumludur. Ancak mevzuatta, takibin mutlaka tüm mirasçılara  yöneltilmesini zorunlu kılan açık bir düzenleme bulunmamaktadır

Bu nedenle alacaklının, somut olayın koşullarına göre murisin yalnızca bir mirasçısı hakkında  takip yapmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilmektedir. Yargıtay, bu  noktada tüm mirasçılara yöneltme yapılmadığı gerekçesiyle takibin iptal edilmesini isabetsiz  bulmaktadır. 

Uygulama etkisi: 

Alacaklı, tahsil kabiliyeti daha yüksek görünen bir mirasçıya yönelerek takip stratejisini bu  doğrultuda şekillendirebilir. Ancak bu tercih yapılırken, tebligatın usulüne uygun yapılması,  sorumluluğun kapsamı ve terekenin paylaşım durumu gibi hususların dikkatle  değerlendirilmesi gerekir.

Mirasçılara Muhtıra Tebliği ve Şikâyet Süreleri (Haczedilmezlik vb.) 

Yargıtay kararlarına göre, borçlunun ölümü sonrasında takibin mirasçılara yöneltilmesi  hâlinde, mirasçılara bu durumu bildirir nitelikte muhtıra tebliği yapılması gerekir. Bu  tebligattan sonra, mirasçılar haczin kendilerine tebliğ edildiği tarihten veya haczi öğrendikleri  tarihten itibaren, kanuni yedi günlük süre içinde haczedilmezlik gibi şikâyet haklarını  kullanabilirler. 

Bu yaklaşım, mirasçıların icra dosyasındaki usulî haklarını etkin biçimde kullanabilmeleri  açısından büyük önem taşımaktadır. 

Uygulama etkisi: 

Ölümden sonra dosya mirasçılara yöneltildiğinde, mirasçıların itiraz ve şikâyet süreleri tebliğ  veya öğrenme tarihine göre işlemeye başlar. Bu nedenle tebligatın doğru kişiye, doğru adrese  ve usulüne uygun yapılması, icra dosyasının kaderini doğrudan etkileyebilir. 

Mirasçılara Yöneltmeden Haciz Yapılamayacağına İlişkin Yerleşik Vurgu 

Yargıtay’ın birçok kararında tekrar edilen temel ilke şudur: Borçlunun takip sırasında ölümü  hâlinde, alacaklının takibi terekeye veya mirasçılara yöneltme konusunda bir tercih yapması  zorunludur. Borçlunun ölümüyle birlikte muris adına kayıtlı taşınmazlar mirasçılara intikal  ettiğinden, takip mirasçılara yöneltilmeden haciz işlemi yapılması mümkün değildir

Bu ilke, özellikle taşınmaz haczi ve satış işlemleri bakımından uygulamada ciddi sonuçlar  doğurmakta; mirasçılara yöneltme yapılmaksızın gerçekleştirilen hacizlerin iptaline yol  açabilmektedir. 

Ölmüş Borçluya Karşı İcra Takibi Nasıl Başlatılır?
Ölmüş Borçluya Karşı İcra Takibi Nasıl Başlatılır?

7- Hukuki Uyarı (Genel Bilgilendirme) 

Bu yazıda yer alan açıklamalar, Türk Hukuku’nun genel çerçevesi ile ölüm hâlinde icra  takibine ilişkin uygulamada sık karşılaşılan tipik senaryoları ortaya koymayı  amaçlamaktadır. Ancak her icra dosyası, kendi somut koşulları içinde değerlendirilmelidir.  Zira bazı unsurlar, takip stratejisini ve hukuki sonucu tamamen değiştirebilecek niteliktedir. 

Özellikle alacağın türü (kambiyo senedine dayalı alacak, ilamlı alacak, sözleşmeden doğan  alacak veya haksız fiil kaynaklı alacak olması), borçlunun ölmeden önce hakkında icra takibi  başlatılıp başlatılmadığı, mirasçıların mirası reddedip etmedikleri, resmî tasfiye veya defter  tutulması süreçlerinin işletilip işletilmediği, terekenin borca batık olup olmadığı ve tebligat ile  yetkiye ilişkin usulî ayrıntılar, somut olayda sonucu kökten değiştirebilir. 

Bu nedenle özellikle yüksek meblağlı alacaklarda, mirasçı sayısının fazla olduğu  dosyalarda veya terekenin hukuki durumu konusunda belirsizlik bulunan hâllerde, icra  ve miras hukuku alanında uygulama tecrübesi olan bir avukattan somut dosya üzerinden  hukuki danışmanlık alınması güçlü biçimde önerilmektedir. 

Somut Uygulama İçin Adım Adım Pratik Yol Haritası 

Uygulamada sağlıklı bir icra stratejisi kurulabilmesi için öncelikle borçlunun ölüm olgusunun  netleştirilmesi gerekir. Ölüm kaydı veya ölüm belgesi ile ölüm tarihi kesin olarak tespit 

edilmelidir. Bu tarih, hem İİK m.53 kapsamında uygulanacak talik sürelerinin belirlenmesi  hem de takip stratejisinin doğru kurulması bakımından önem taşır. 

Bir sonraki adımda mirasçılık belgesinin temini gerekir. Veraset ilamı ile mirasçıların kim  olduğu, miras payları ve mümkünse adres bilgileri ortaya konulmalı; gerektiğinde adres  araştırması yapılmalıdır. Bu belge, takibin terekeye mi yoksa mirasçılara mı yöneltileceği  konusunda temel dayanak oluşturur. 

Bu aşamadan sonra alacaklının tahsil hedefi netleştirilmelidir. Tahsil hedefi öncelikle tereke  malvarlığı ise, takibin tereke hakkında sürdürülmesi, temsil ve tebligat planının buna göre  yapılması gerekir. Buna karşılık tahsil hedefi mirasçıların kişisel sorumluluğuna yönelmek  ise, takibin mirasçılara yöneltilmesi ve gerekirse tek bir mirasçıya karşı takip yapılması  stratejisi gündeme gelebilir. 

Strateji belirlendikten sonra, alacağın niteliğine uygun takip türü seçilmelidir. İlâmlı icra,  ilâmsız icra veya kambiyo senetlerine özgü takip yollarından hangisinin kullanılacağı, eldeki  belgelere ve zamanaşımı durumuna göre değerlendirilmelidir. 

Takip talebi hazırlanırken, İİK m.58 ve devamı hükümleri çerçevesinde mirasçı bilgilerinin  doğru ve eksiksiz şekilde yazılması büyük önem taşır. Ödeme emrinin (İİK m.60) kime tebliğ  edileceği, ileride çıkabilecek itiraz ve şikâyetlerin kaderini doğrudan etkileyebilir. 

Haciz aşamasında ise taşınmaz, maaş, banka hesapları veya üçüncü kişilerdeki hak ve  alacaklar bakımından planlama yapılmalı; özellikle ölüm sonrasında mirasçılara yöneltme  yapılmadan haciz uygulanması riskinin bulunduğu göz önünde bulundurulmalıdır. 

Son olarak, mirasçıların mirası reddetmesi veya resmî tasfiye yoluna gidilmesi ihtimalleri her  zaman dikkate alınmalıdır. Karşı tarafın bu yollara başvurması hâlinde, alacaklının tahsil  stratejisi yeniden gözden geçirilmeli ve dosya bu yeni hukuki duruma uygun şekilde  kurgulanmalıdır.

Kategoriler:Ceza hukuku