1. Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) Davasının Niteliği
1.1. Amaç ve fonksiyon: Paydaşlığın sona erdirilmesi
Ortaklığın giderilmesi (İzaye-i Şuyu) davası, paylı mülkiyete tabi bir malda (çoğunlukla taşınmaz) paydaşlar arasındaki “birlikte mülkiyet ilişkisinin” sona erdirilmesi ve malın paylaştırılması için açılan davadır. Türk Medeni Kanunu, paydaşlardan her birine—kural olarak—paylaşma isteme hakkı tanır.
TMK m.698 paydaşın paylaşma isteme hakkını, m.699 ise paylaşmanın biçimlerini düzenler: aynen taksim veya satış suretiyle bedelin paylaşılması. Burada dava, çoğu zaman bir “hakkın varlığının tespiti”nden ziyade, paydaşlık ilişkisinin tasfiyesi amacına yöneliktir.
1.2. Hukuki nitelik: Yenilik doğuran ve tasfiye karakterli dava
Doktrinde Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şüyu) davasının niteliği genellikle “tasfiye” ve “yenilik doğurucu” etki üzerinden açıklanır: mahkeme kararıyla birlikte paylı mülkiyet ilişkisinin devamı yerine, aynen bölüşüm veya satışla paylaşım sonucu doğar.
Bu niteliğin gider/vekâlet ücreti tartışmasına etkisi şuradadır: Davanın tarafları, çoğu kez “tam anlamıyla davacı-davalı” gibi karşıt menfaatlerde değil; aynı hukuki ilişkinin (paydaşlığın) farklı pozisyonlarında yer alan kişiler olarak görünür. Ne var ki usul hukuku bakımından taraf sıfatları nettir: davayı açan davacı, aleyhine dava yöneltilen paydaş(lar) ise davalıdır. Bu nedenle HMK’nın yargılama giderleri rejimi (aleyhine hüküm, kabul, kısmi kabul, konusuz kalma vs.) aynen uygulanır.
1.3. Tarafların konumu: Paydaşlar arasında “haklı-haksız” ölçüsü her zaman kolay değil
Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) davalarında, davacı çoğu kez “paylaşma hakkını” kullanır. Davalı ise bazen paylaşmanın zamanlamasına, biçimine (aynen taksim mi satış mı), satışın paydaşlar arasında mı üçüncü kişilere mi olacağına, takyidat/işgal/yararlanma meselelerine itiraz edebilir.
Bu tablo, “davalının davayı kabul etmesi” halinde giderlerin kime yükletileceği sorununu daha da görünür kılar: Davalı, çoğu kez “zaten paylaşma hakkı var” diyerek kabul eder; ancak davanın açılmasına sebebiyet veren davranışı (örneğin paylaşmayı müzakereden kaçınma, ihtarları cevapsız bırakma, fiili engelleme) varsa HMK 312/2 muafiyeti çalışmayabilir.
2. Yargılama Giderleri
2.1. Tanım ve kapsam (HMK m.323)
HMK m.323 yargılama giderlerinin neleri kapsadığını açıkça sayar. Uygulamada Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) davalarında sıklıkla görülen kalemler şunlardır:
- Başvurma, karar ve ilam harçları (özellikle karar/ilam harcı),
- Tebligat ve posta giderleri,
- Keşif giderleri (taşınmazın yerinde incelenmesi),
- Bilirkişi ücretleri (taşınmazın değer tespiti, aynen taksim mümkün mü, değer kaybı olur mu, parselasyon, imar durumu vb.),
- Tapu/imar gibi resmi daire yazışmaları ve belge giderleri,
- Vekille takip varsa, kanunen takdir olunacak vekâlet ücreti (HMK m. 323/ğ).
Dolayısıyla “kabul” sadece vekâlet ücretini değil; keşif/bilirkişi gibi masrafları da doğrudan etkiler. Özellikle kabulün zamanlaması (erken kabul vs.) bu masrafların doğmasına engel olabilir; ancak doğmuş masrafları kimin taşıyacağı ayrıca değerlendirilir.
2.2. Genel ilke: Aleyhine hüküm verilen gideri öder (HMK m. 326)
HMK m. 326/1’in temel prensibi, yargılama giderlerinin kural olarak aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasıdır. Taraflardan her biri kısmen haklı çıkarsa (m.326/2) giderler haklılık oranına göre paylaştırılır.
Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) davalarında “kim aleyhine hüküm verildi?” sorusu, kabul halinde daha spesifikleşir: kabul eden davalı, HMK m.312 gereği genellikle “aleyhine hüküm verilmiş gibi” kabul edilir.
2.3. Kabul halinde giderler: HMK m.312/1 kuralı
HMK m.312/1, kabul/feragat beyanında bulunan tarafın, davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerine mahkûm edileceğini söyler.
Bu düzenleme iki sonucu birlikte doğurur:
- Davalı davayı kabul ederse, kural olarak davacı lehine yargılama giderleri hükmedilir.2) Yargılama giderlerinin içinde yer alan karşı vekâlet ücreti de (HMK m.323/ğ) kural olarak davacı lehine takdir edilir.
Yargıtay uygulaması da bu eksendedir: kabul eden davalı kural olarak giderlerden ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulur. Aşağıdaki içtihat kesiti bu “kural”ı çok açık kurar:
- HD 2013/23962 E.,2014/17667 K.: kabul halinde kural olarak gider ve vekâlet ücretinden sorumluluk; muafiyet için iki koşulun birlikte aranması.
2.4. Kabul halinde istisna (muafiyet): HMK m.312/2
HMK m.312/2, davalı lehine önemli bir istisna getirir. Davalı ancak şu iki şart birlikte varsa yargılama giderlerini ödemez:
- Davalı, davanın açılmasına kendi hal ve davranışıyla sebebiyet vermemiş olacak,2) Davalı, yargılamanın ilk duruşmasında davacının talep sonucunu kabul etmiş olacak.
Bu iki koşulun birlikte aranması Yargıtay kararlarında da yerleşiktir. Örneğin:
- HD 2016/21895 E.,2018/9882 K.: İlk oturumda kabul yeterli değil; davaya sebebiyet verilmişse muafiyet olmaz.
Bu muafiyetin Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) davalarına uygulanmasında kritik soru şudur: Paydaşın paylaşma hakkı zaten mevcut olduğundan, davalı “davanın açılmasına sebebiyet vermedim” diyebilir mi?
Cevap tek tip değildir; somut olaya göre değişir. Ancak uygulamada şu ayrım öne çıkar:
- Davacı, dava açmadan önce paylaşma iradesini bildirmiş; davalı makul süre içinde görüşme/uzlaşma yoluna hiç girmemiş, fiilen engellemiş veya sürüncemede bırakmışsa: “sebebiyet verme” kabul edilebilir → HMK 312/2 muafiyeti zorlaşır.
- Davacı hiçbir ön girişim olmaksızın doğrudan dava açmış; davalı ilk duruşmada açıkça kabul etmiş ve daha önce paylaşmayı engelleyen bir davranışı da yoksa: muafiyet tartışılabilir → HMK 312/2 işletilebilir.
2.5. Ortaklığın Giderilmesinde “haklılık” ve “sebebiyet” kriterinin pratik görünümü
Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) davası “tasfiye davası” olduğu için, davalının kötü niyeti olmasa bile dava açılabilir. Bu da “sebebiyet” değerlendirmesini hassaslaştırır:
- Paydaşlığın sürdürülmesi için geçerli bir sözleşme/şerh var mı (TMK 698 sınırları)?
- “Uygun olmayan zaman” iddiası var mı?
- Davalı, paylaşma biçimine ilişkin itirazlarıyla davayı uzatmış mı?
- Davalı, aynen taksim için gerekli belgeleri sağlamamış, keşif-bilirkişi süreçlerini gereksiz itirazlarla uzatmış mı?
Bu sorular, HMK 312/2 muafiyetinin uygulanıp uygulanmayacağını etkiler.
3. Vekâlet Ücreti
3.1. Vekâlet ücretinin niteliği: Yargılama gideri ve avukata ait alacak
Vekâlet ücreti iki düzlemde ele alınır:
- Taraflar arasındaki sözleşmesel (iç) avukatlık ücreti (müvekkil-avukat ilişkisi),2) Karşı tarafa yükletilen (dış) vekâlet ücreti (yargılama gideri niteliğinde).
Avukatlık Kanunu m. 164, dava sonunda tarifeye göre karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğunu; takas/mahsup edilemeyeceğini düzenler. HMK m.323/ğ ise bu ücretin yargılama giderlerinden sayıldığını açıklar. HMK m.330 da mahkemenin vekil ile takip edilen davalarda kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretini taraf lehine hükmedeceğini belirtir.
Bu nedenle, “kabul halinde vekâlet ücreti doğar mı?” sorusu, doğrudan HMK 312’nin gider rejimi ile Avukatlık Kanunu 164’ün “karşı vekâlet ücreti avukata aittir” ilkesi üzerinden çözülür.
3.2. Kabul eden davalı aleyhine vekâlet ücreti: Kural olarak evet
Kabul eden davalı, HMK 312/1 gereği aleyhine hüküm verilmiş gibi değerlendirildiğinden, davacı vekille temsil ediliyorsa, kural olarak davacı lehine karşı vekâlet ücretine hükmedilir.
Yargıtay kararları da kabul halinde vekâlet ücretinin, gider sorumluluğunun bir unsuru olarak kabul edene yükletileceğini vurgular.8. HD kararındaki ifade, bu bağlantıyı açık kurar.
3.3. HMK 312/2 muafiyetinin vekâlet ücretine etkisi: Vekâlet ücreti de muafiyete dahil midir?
HMK 312/2 “yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez” der. HMK 323/ğ açıkça vekâlet ücretini yargılama gideri saydığı için, sistematik yorumla muafiyet gerçekleşirse vekâlet ücreti de yükletilmez.
Bu, uygulamada iki aşamalı test gerektirir:
- Test-1: Davalı ilk duruşmada kabul etti mi?- Test-2: Davalı davanın açılmasına hal ve davranışıyla sebebiyet verdi mi?
Her ikisi davalı lehine ise, gider ve vekâlet ücreti bakımından muafiyet gündeme gelir.
3.4. AAÜT m.6 ve “yarım/tam” vekâlet ücreti (kabulün zamanlaması)
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m. 6, kabul/feragat/sulh halinde vekâlet ücretinin yarısına mı tamamına mı hükmedileceğini, “delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden önce/sonra” ölçütüne bağlar.
Buradaki pratik sonuç şudur:
- Davalı erken aşamada kabul ederse (delil ara kararları icra edilmeden): tarifeye göre hesaplanacak vekâlet ücretinin yarısı gündeme gelebilir.
- Deliller toplandıktan, bilirkişi/keşif icra edildikten sonra kabul gelirse: tam vekâlet ücreti.
Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) davalarında, bilirkişi ve keşif çoğu dosyada zorunluya yakındır (aynen taksim mümkün mü, satış mı gerekir, değer tespiti vb.). Bu nedenle “kabul” ne kadar erken gelirse, hem masraf hem vekâlet ücreti bakımından etkisi o kadar somut olur.
Bu çizgiyi Yargıtay 1. Hukuk Dairesi de AAÜT hükmüne atıfla hatırlatmaktadır.
Önemli teknik not: Bizim mevzuat havuzumuzda AAÜT madde numarası “6” olarak geliyor; içtihatta “3. madde” diye anılmış olabilir. Bu, tarifenin farklı yıl baskıları/numaralandırmalarından kaynaklanabilir. Ancak ilke aynıdır: erken sona erme → yarım; geç sona erme → tam.
3.5. Ortaklığın Giderilmesinde vekâlet ücretinin hesabına dair pratik uyarı
Sorunuz “hesaplama”yı da içeriyor; fakat elimizdeki veri setinde tarifenin “ortaklığın giderilmesi (İzale-i Şuyu) davası için maktu/nispi hangi kalem uygulanır” tablosu yok. Bu nedenle rakamsal hesap veremem. Yine de yöntemsel çerçeve şudur:
- Dava “değeri para ile ölçülebilen” nitelikte görülürse nispi hesap gündeme gelebilir; bazı uygulamalarda maktu yaklaşım da görülebilir. Mahkemenin görevli türü (Sulh/Asliye) ve tarife bölümüne göre değişir.
- Kabul/feragat/sulh halinde AAÜT m.6 “yarım/tam” oranını belirler; temel ücretin ne olduğu ise tarifenin ilgili bölümüne göre saptanır.
Somut dosyada mahkemenin hangi tarife kalemini uyguladığını görmek ve buna göre itiraz/istinaf stratejisi kurmak gerekir.

4. Kabulün Hukuki Sonuçları
4.1. Davanın seyrine etkisi: Uyuşmazlığın sona erdirilmesi, ancak her şey bitmeyebilir
Kabul, usul hukuku bakımından davayı sona erdiren bir taraf işlemidir. Kabul beyanı ile dava, kural olarak esasa girilmeden (veya sınırlı esasa girilerek) sonuçlandırılabilir. Ancak Ortaklığın Giderilmesinde “kabul” çoğu zaman şu şekilde görünür:
- Davalı “ortaklığın giderilmesine” katılır/kabul eder, fakat
- “paylaşma biçimi” (aynen taksim mi satış mı), satışın yöntemi, muhdesat, ecrimisil, kullanım/işgal, masraflar gibi alt ihtilaflar kalabilir.
Bu nedenle kabulün kapsamı netleştirilmelidir: Davalı sadece “paylaşma istemi hakkını” mı kabul ediyor, yoksa “satış suretiyle ortaklığın giderilmesini” mi kabul ediyor? Kısmi kabul gündeme geldiğinde giderler de kısmen paylaştırılabilir (HMK 312/1 c.2).
4.2. Tarafların hak ve yükümlülükleri: Gider, vekâlet ücreti ve icra kabiliyeti
Kabulün önemli yansıması şudur: HMK 312/1 gereği kabul eden taraf, gider bakımından kaybetmiş gibi sonuçla karşılaşabilir. Bu; harç, keşif-bilirkişi, tebligat ve karşı vekâlet ücretini kapsar.
Bu sonuç, tarafların “kabul ediyorum ama gider ödemeyeyim” şeklindeki pratik beklentisiyle çatışabilir. HMK 312/2 bu beklentiye sınırlı bir alan açsa da şartları katıdır.
HGK’nın gündemine gelen uyuşmazlıklardan biri de tam olarak budur: kabul var ama giderlerin davacı üzerinde bırakılması ve vekâlet ücretine hükmedilmemesi. HGK kararının uyuşmazlık tanımı, bu konunun önemini gösterir.
5. Özel Durumlar ve İstisnalar
5.1. Kısmi kabul
HMK 312/1 açık: Feragat ve kabul talep sonucunun sadece bir kısmına ilişkinse, gider mahkûmiyeti ona göre belirlenir. Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) davalarında kısmi kabul örnekleri:
- Davalı ortaklığın giderilmesini kabul eder; ancak satış yerine aynen taksim ister (veya tersi).
- Davalı “pay oranını” ya da “paydaş sıfatını” tartışır (bu, Ortaklığın Giderilmesine eşlik eden başka taleplerle birleşmiş dosyalarda görülebilir).
Bu durumda mahkeme hangi kısmın kabul/ret/çekişme olduğunu ayrıştırarak gideri paylaştırabilir.
5.2. Şarta bağlı kabul
Genel usul ilkeleri bakımından kabulün şarta bağlanması çoğu durumda tartışmalıdır; çünkü kabul, uyuşmazlığı tek taraflı olarak sona erdiren bir irade beyanıdır ve şartlı hale getirilmesi davayı sürüncemede bırakabilir. Pratikte taraflar, şartlı kabul yerine “sulh” veya “protokol” ile çözüme giderler.
Gider bakımından ise şartlı kabul girişimleri, mahkemenin bunu “kabul” sayıp saymamasıyla doğrudan bağlantılıdır. Kabul sayılmazsa HMK 312 uygulanmaz; genel gider ilkelerine (HMK 326,331 vb.) dönülür.
5.3. Davanın konusuz kalması (HMK 331) ve Ortaklığın Giderilmesi
Ortaklığın Giderilmesinde dava açıldıktan sonra taraflar taşınmazı kendi aralarında satabilir, devredebilir, aynen taksim anlaşması yapabilir. Bu durumda dava “konusuz” kalabilir. HMK 331, bu halde giderin “davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre” takdir edileceğini düzenler.
Bu senaryoda “kabul” yoktur; ancak pratik sonuç bazen kabuldekine benzer şekilde davalıya (veya davacıya) gider yüklenebilir. Örneğin davalı baştan uzlaşmaya yanaşmayıp dava açılınca anlaşmaya gelmişse, açılış anındaki haklılık davacı lehine değerlendirilerek gider davalıya yükletilebilir.
5.4. Feragat ile karşılaştırma
Feragat eden taraf da HMK 312/1 gereği aleyhine hüküm verilmiş gibi gider öder. Ortaklığın Giderilmesinde davacı feragat ederse, gider yükü kural olarak davacıya döner. Bu, “kabul eden davalı” senaryosunun simetriğidir.

6. Uygulama Örnekleri ve Pratik Çözümler
Aşağıdaki senaryolar, Ortaklığın Giderilmesi dosyalarında kabul—gider—vekâlet ücreti ilişkisinin nasıl sonuçlar doğurduğunu göstermeyi amaçlar.
Senaryo 1: Davalı ilk duruşmada açık ve kayıtsız kabul, öncesinde engelleme yok
- Davacı, herhangi bir ihtar/uzlaşma girişimi yapmadan dava açıyor.
- Davalı, ilk duruşmada “ortaklığın giderilmesini kabul ediyorum” diyor.
- Dosyada davalının paylaşmayı engellediğine dair delil yok.
Hukuki değerlendirme:
HMK 312/2’nin iki şartı tartışmaya açıktır: ilk duruşmada kabul şartı sağlanmıştır. “Sebebiyet vermeme” ise olayın ispatına bağlıdır. Bu halde mahkeme, davalıyı giderden muaf tutabilir. Muafiyet olursa, vekâlet ücreti de (HMK 323/ğ) gider kapsamında olduğundan yükletilmeyebilir.
Pratik çözüm önerisi:
Davalı vekili, HMK 312/2 şartlarının oluştuğunu özellikle vurgulamalı; “dava açılmadan önce herhangi bir ihtar/uzlaşma talebi gelmediği” veya “geldiyse makul şekilde karşılandığı” gibi olguları dosyaya taşımalıdır.
Senaryo 2: Davalı ilk duruşmada kabul ediyor ama dava açılmasına sebebiyet veren davranış var
- Davacı, noterden ihtar çekmiş; satış/taksim için görüşme talep etmiş.
- Davalı cevap vermemiş veya fiilen taşınmazı kullandırmayarak gerilimi artırmış.
- Davalı ilk duruşmada “kabul” ediyor.
Hukuki değerlendirme:
HMK 312/2 ikinci şartı (sebebiyet vermeme) sağlanmadığı için muafiyet doğmayabilir. Kural (HMK 312/1) çalışır; davalı giderleri ve davacı lehine karşı vekâlet ücretini öder.
Yargıtay içtihatları, “ilk oturumda kabul”ün tek başına muafiyet getirmediğini; sebebiyet verme varsa muafiyete engel olduğunu açıkça söyler.
Pratik çözüm önerisi:
Davacı vekili, dava öncesi ihtar/uzlaşma girişimlerini, engellemeleri, mesajlaşma/kayıtları ve taşınmazdan yararlandırmama olgularını delillendirmeli; HMK 312/2 muafiyetini kıran ana eksen “sebebiyet” olduğundan buraya odaklanmalıdır.
Senaryo 3: Kabul geç geliyor (bilirkişi/keşif yapıldıktan sonra)
- Davalı başlangıçta itiraz ediyor.
- Keşif ve bilirkişi raporu alındıktan sonra davalı kabul ediyor.
Hukuki değerlendirme:
HMK 312/2 zaten büyük olasılıkla işletilemez (ilk duruşmada kabul yok). Giderler davalıya yüklenir. Vekâlet ücreti bakımından da AAÜT m.6 uyarınca “delillerin toplanmasına ilişkin ara karar gereğinin yerine getirilmesinden sonra” sona erdiği için tam ücret ihtimali artar.
Pratik çözüm önerisi:
Davalı tarafın, eğer gerçekten kabul edecekse, bunu mümkün olan en erken aşamada yapması maliyetleri azaltır. Davacı taraf da gereksiz masrafların davalıya yükletilmesi için süreçteki gecikmeyi ve masraf doğuran işlemleri tutanakla kayıt altına almalıdır.
Senaryo 4: Kısmi kabul (ortaklığın giderilmesini kabul; satış biçimine itiraz)
- Davalı ortaklığın giderilmesini kabul ediyor ama “satış değil aynen taksim” diyor.
- Mahkeme aynen taksimi imkânsız bulup satışa hükmediyor.
Hukuki değerlendirme:
Burada davalı “sonucun bir kısmında” haksız çıkmış olur (satış biçimi). Gider ve vekâlet ücreti bakımından mahkeme HMK 326/2 ve HMK 312/1’in kısmi kabul vurgusu çerçevesinde haklılık oranına göre paylaştırma yapabilir. Bu, Ortaklığın Giderilmesinde giderlerin “tamamı tek tarafa” yüklenmesini bazen yumuşatan bir mekanizmadır.
Pratik çözüm önerisi:
Taraflar, mümkünse dava açılmadan önce aynen taksim ihtimalini teknik olarak (imar durumu, yüzölçümü, hisseler) araştırıp uzlaşma zemini kurarsa hem masraf hem vekâlet ücreti riskini azaltır.
Sonuç Olarak
Ortaklığın Giderilmesinde pratik anahtar, “davalı davanın açılmasına sebebiyet verdi mi?” sorusunun delillerle yanıtlanmasıdır. Dava öncesi ihtarlar, uzlaşma girişimleri, fiili engellemeler ve yargılamayı uzatan tutumlar bu değerlendirmede belirleyicidir.
Ortaklığın giderilmesi (İzale-i Şuyu) davası, TMK m.698-699 temelli, paydaşlığı sona erdiren tasfiye karakterli bir davadır; usulen davacı-davalı ayrımı vardır ve HMK gider rejimi uygulanır.
Yargılama giderlerinin kapsamı HMK m.323’te sayılmıştır; Ortaklığın Giderilmesinde özellikle harç, tebligat, keşif ve bilirkişi giderleri öne çıkar. Vekâlet ücreti de yargılama gideridir (HMK m.323/ğ).
Kabul halinde genel kural: HMK m.312/1 uyarınca davayı kabul eden davalı, aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerinden ve bu kapsamda karşı vekâlet ücretinden sorumlu olur.

İstisna (muafiyet): HMK m.312/2’ye göre davalının gider ödememesi için iki şart birlikte gerekir: – Davanın açılmasına sebebiyet vermemiş olması, – İlk duruşmada kabul etmesi. Yargıtay içtihatları bu iki şartın birlikte aranacağını vurgular.
Vekâlet ücreti bakımından: Avukatlık Kanunu m. 164 (karşı vekâlet ücreti avukata aittir) ve HMK m.323/ğ-330 çerçevesinde, kabul eden davalı aleyhine kural olarak vekâlet ücretine hükmedilir; HMK 312/2 muafiyeti gerçekleşirse vekâlet ücreti de gider kapsamında olduğundan yükletilmeyebilir.
Kabulün zamanlaması, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.6 gereği (delillerin toplanmasına ilişkin ara kararların yerine getirilmesinden önce/sonra) vekâlet ücretinin yarım/tam uygulanmasına etki eder.
Apilex Son Ek: Ortaklığın Giderilmesi Dosyalarında Süreç ve Masraf Yönetimini Standardize Etmek
Ortaklığın giderilmesi davalarında yargılama giderleri ve karşı vekâlet ücretinin kime yükletileceği, çoğu zaman kabulün zamanlaması ve özellikle HMK 312/2’deki “sebebiyet verme” kriterinin somut olayda nasıl ispatlandığı üzerinden şekillenmektedir. Bu nedenle uygulamada başarı, sadece hukuki argümanın doğruluğuna değil; dava öncesi iletişimin, ihtarların, uzlaşma çağrılarının, tutanakların ve yargılama sürecindeki davranışların doğru belgelendirilmesine de bağlıdır.
Bu noktada, dosya yönetimini “tek tek manuel takip” yerine standartlaştıran ve “sebebiyet” tartışmasını destekleyecek delil zincirini daha baştan kuran yöntemler pratik önem taşır.
Apilex’in Sağladığı Pratik Katkı
Apilex, izale-i şüyu dosyalarında dava öncesi hazırlık → dava açılışı → ilk duruşma → delil/keşif/bilirkişi aşamaları → kabul/sulh/konusuz kalma gibi kritik dönemeçlerin her birinde, gider riskini ve vekâlet ücretine ilişkin sonuçları öngörebilmeyi kolaylaştıran bir çerçeve sunar. Özellikle:
- Dava öncesi ihtar ve uzlaşma girişimlerinin (tarih, içerik, cevap verilme durumu) düzenli kayıt altına alınması,
- Davalının “sebebiyet vermediği” iddiasına karşı belge ve iletişim izlerinin dosyaya sistematik şekilde aktarılması,
- Kabulün hangi aşamada geldiğine göre (AAÜT m.6 açısından) “yarım mı tam mı” ücret riskinin takip edilmesi,
- Keşif ve bilirkişi gibi masraf doğuran işlemlerin önceden öngörülmesi ve masraf sorumluluğuna dair stratejinin hazırlanması,
gibi unsurlar, hem davacı hem davalı taraf açısından maliyet dengesini doğrudan etkiler.
İzale-i şüyu davalarının “tasfiye” niteliği, kabul/gider rejimini klasik çekişmeli davalara göre daha karmaşık hale getirebilmektedir. Bu yüzden Apilex ile geliştirilecek standart iş akışları; hem HMK 312/2 muafiyet koşullarının doğru kurulmasını, hem de karşı tarafın “sebebiyet yoktu” savunmasına karşı delil altyapısının güçlü kalmasını sağlar.
Kısacası: Ortaklığın giderilmesi davalarında sonuç, çoğu kez sadece “paylaşma hakkı”nda değil; gider–vekâlet ücreti dengesini belirleyen ispat ve süreç yönetiminde ortaya çıkar. Apilex de tam olarak bu noktada, dosyanın maddi risklerini daha baştan görünür kılarak uygulamacıya avantaj sağlar.
